Yönetim ve İnsan Kaynakları İçinde Diğer Alanlar Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'Yönetim ve İnsan Kaynakları' içinde 'Diğer Alanlar' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /ˌhjuː.mən ˈriː.sɔːr.sɪz/
(noun) insan kaynakları, İK, personel
Örnek:
She works in the human resources department.
İnsan kaynakları departmanında çalışıyor.
/ˌhjuː.mən ˈkæp.ɪ.təl/
(noun) beşeri sermaye
Örnek:
Investing in education is crucial for developing a nation's human capital.
Eğitime yatırım yapmak, bir ulusun beşeri sermayesini geliştirmek için çok önemlidir.
/ˈtæl.ənt ˌmæn.ədʒ.mənt/
(noun) yetenek yönetimi
Örnek:
Effective talent management is crucial for organizational success.
Etkili yetenek yönetimi, kurumsal başarı için çok önemlidir.
/ˌɔːrɡənəˈzeɪʃənəl dɪˈveləpmənt/
(noun) kurumsal gelişim
Örnek:
Our company is investing in organizational development to enhance team collaboration.
Şirketimiz, ekip işbirliğini geliştirmek için kurumsal gelişime yatırım yapıyor.
/ɪmˈplɔɪ.iː rɪˈleɪ.ʃənz/
(noun) çalışan ilişkileri
Örnek:
Good employee relations are crucial for a productive workplace.
İyi çalışan ilişkileri, verimli bir iş yeri için çok önemlidir.
/ˈleɪbər lɔː/
(noun) iş hukuku, iş kanunu
Örnek:
Our company strictly adheres to all applicable labor laws.
Şirketimiz tüm geçerli iş kanunlarına sıkı sıkıya uyar.
/kəˌlektɪv ˈbɑːrɡənɪŋ/
(noun) toplu pazarlık
Örnek:
The union engaged in collective bargaining with the company management.
Sendika, şirket yönetimiyle toplu pazarlık yaptı.
/ˌwɜːrk.laɪf ˈbæl.əns/
(noun) iş-yaşam dengesi
Örnek:
Achieving a good work-life balance is crucial for well-being.
İyi bir iş-yaşam dengesi sağlamak refah için çok önemlidir.
/ˈjuː.njən/
(noun) birlik, federasyon, sendika
Örnek:
The states formed a union to strengthen their defense.
Eyaletler savunmalarını güçlendirmek için bir birlik kurdu.
/ˈleɪbər ˌjuːniən/
(noun) işçi sendikası, sendika
Örnek:
The workers decided to form a labor union to negotiate for better wages.
İşçiler daha iyi ücretler için pazarlık yapmak üzere bir işçi sendikası kurmaya karar verdiler.
/straɪk/
(verb) vurmak, çarpmak, grev yapmak;
(noun) grev, darbe, saldırı
Örnek:
He raised his hand to strike the ball.
Topa vurmak için elini kaldırdı.
/ˈɡriː.vəns/
(noun) şikayet, haksızlık, yakınma
Örnek:
The workers filed a grievance about their low wages.
İşçiler düşük ücretleri hakkında bir şikayet dile getirdi.
/ˌsep.əˈreɪ.ʃən/
(noun) ayrılma, ayırma, ayrılık
Örnek:
The separation of church and state is a fundamental principle.
Kilise ve devletin ayrılması temel bir prensiptir.
/ˈleɪ.ɑːf/
(noun) işten çıkarma, işten atma
Örnek:
The company announced a massive layoff of 500 employees.
Şirket 500 çalışanın toplu işten çıkarılmasını duyurdu.
/ˈnoʊtɪs ˌpɪriəd/
(noun) ihbar süresi
Örnek:
My notice period is two weeks, so I'll be leaving at the end of the month.
İhbar sürem iki hafta, bu yüzden ay sonunda ayrılacağım.
/rɪˈdʌn.dən.si/
(noun) gereksizlik, işten çıkarma
Örnek:
The company announced a large number of redundancies.
Şirket çok sayıda işten çıkarma duyurdu.
/faɪr/
(noun) ateş, yangın, silah sesi;
(verb) ateş etmek, vurmak, işten çıkarmak
Örnek:
The house caught fire and burned down.
Ev ateş aldı ve yandı.
/ˈkʌm.pə.ni ˌkɑːr/
(noun) şirket arabası, makam aracı
Örnek:
He drives a company car, so he doesn't have to worry about fuel costs.
Şirket arabası kullandığı için yakıt masraflarını dert etmiyor.