Avatar of Vocabulary Set Romantik ilişkiler

Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 8-9) İçinde Romantik ilişkiler Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 8-9)' içinde 'Romantik ilişkiler' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

elopement

/iˈloʊp.mənt/

(noun) kaçma, gizlice evlenme

Örnek:

Their elopement surprised everyone, as they had planned a big wedding.
Büyük bir düğün planlamış olmalarına rağmen kaçmaları herkesi şaşırttı.

courtship

/ˈkɔːrt.ʃɪp/

(noun) kur yapma, flört dönemi, hayvanlarda kur yapma

Örnek:

Their courtship lasted for two years before they got married.
Evlenmeden önce flörtleri iki yıl sürdü.

adultery

/əˈdʌl.tɚ.i/

(noun) zina, aldatma

Örnek:

The couple's marriage ended due to an act of adultery.
Çiftin evliliği bir zina eylemi nedeniyle sona erdi.

infatuation

/ɪnˌfætʃ.uˈeɪ.ʃən/

(noun) tutku, aşk, hayranlık

Örnek:

His infatuation with the new singer lasted only a few weeks.
Yeni şarkıcıya olan tutkusu sadece birkaç hafta sürdü.

patch up

/pætʃ ʌp/

(phrasal verb) yamamak, onarmak, gidermek

Örnek:

We need to patch up this hole in the roof before it rains.
Yağmur yağmadan önce çatıdaki bu deliği yamamamız gerekiyor.

woo

/wuː/

(verb) tavlamak, kur yapmak, cezbetmek

Örnek:

He tried to woo her with flowers and chocolates.
Onu çiçekler ve çikolatalarla tavlamaya çalıştı.

rekindle

/ˌriːˈkɪn.dəl/

(verb) yeniden yakmak, tekrar tutuşturmak, yeniden canlandırmak

Örnek:

He tried to rekindle the dying fire.
Sönmekte olan ateşi yeniden yakmaya çalıştı.

tie the knot

/taɪ ðə nɑt/

(idiom) evlenmek, düğün yapmak

Örnek:

After dating for five years, they finally decided to tie the knot.
Beş yıl çıktıktan sonra nihayet evlenmeye karar verdiler.

antagonize

/ænˈtæɡ.ə.naɪz/

(verb) kışkırtmak, düşman etmek, rahatsız etmek

Örnek:

Try not to antagonize your little brother; he's already upset.
Küçük kardeşini kışkırtmamaya çalış; zaten üzgün.

drift apart

/drɪft əˈpɑːrt/

(phrasal verb) aramız açılmak, uzaklaşmak

Örnek:

After college, we started to drift apart.
Üniversiteden sonra aramız açılmaya başladı.

feud

/fjuːd/

(noun) husumet, düşmanlık, kavga;

(verb) kavga etmek, husumet beslemek, çekişmek

Örnek:

The two families had a long-standing feud over land.
İki aile arasında arazi yüzünden uzun süreli bir husumet vardı.

two-time

/ˈtuː.taɪm/

(verb) aldatmak, ikili oynamak;

(adjective) iki kez, çift

Örnek:

She found out he was two-timing her with her best friend.
En iyi arkadaşıyla onu aldattığını öğrendi.

chuck

/tʃʌk/

(verb) atmak, fırlatmak, bırakmak;

(noun) dokunuş, hafif vuruş

Örnek:

Just chuck your coat on the bed.
Ceketini yatağa at.

wear down

/wer daʊn/

(phrasal verb) yıpratmak, tüketmek, aşındırmak

Örnek:

The constant negotiations began to wear him down.
Sürekli müzakereler onu yıpratmaya başladı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren