Avatar of Vocabulary Set Ofis hayatı

Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 8-9) İçinde Ofis hayatı Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 8-9)' içinde 'Ofis hayatı' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

quorum

/ˈkwɔːr.əm/

(noun) yeter sayı, toplantı yeter sayısı

Örnek:

The meeting was postponed because there was no quorum.
Toplantı yeter sayı olmadığı için ertelendi.

in-tray

/ˈɪn.treɪ/

(noun) gelen kutusu, evrak tepsisi

Örnek:

I have a pile of papers in my in-tray.
Gelen kutumda bir yığın belge var.

out-tray

/ˈaʊt.treɪ/

(noun) giden evrak tepsisi, çıkış tepsisi

Örnek:

Please put the completed forms in the out-tray.
Lütfen doldurulmuş formları giden evrak tepsisine koyun.

sweatshop

/ˈswet.ʃɑːp/

(noun) sömürü atölyesi, sweatshop

Örnek:

The company was accused of using sweatshops to produce their garments.
Şirket, giysilerini üretmek için sömürü atölyeleri kullanmakla suçlandı.

roster

/ˈrɑː.stɚ/

(noun) liste, kadro, görev çizelgesi;

(verb) listelemek, görevlendirmek

Örnek:

The coach posted the team roster for the upcoming game.
Antrenör, yaklaşan maç için takım kadrosunu astı.

lay off

/leɪ ˈɔf/

(phrasal verb) işten çıkarmak, tenkis etmek, rahat bırakmak

Örnek:

The company had to lay off 50 employees due to financial difficulties.
Şirket, mali zorluklar nedeniyle 50 çalışanı işten çıkarmak zorunda kaldı.

downsize

/ˈdaʊn.saɪz/

(verb) küçültmek, azaltmak, işçi çıkarmak

Örnek:

The company decided to downsize its operations to cut costs.
Şirket, maliyetleri düşürmek için operasyonlarını küçültmeye karar verdi.

convene

/kənˈviːn/

(verb) toplamak, bir araya getirmek, toplanmak

Örnek:

The committee will convene next Tuesday.
Komite önümüzdeki Salı günü toplanacak.

lock out

/lɑk aʊt/

(phrasal verb) dışarıda bırakmak, kilitlemek, işten uzaklaştırmak

Örnek:

I accidentally locked myself out of the house.
Yanlışlıkla kendimi evin dışında kilitledim.

pension off

/ˈpen.ʃən ɑːf/

(phrasal verb) emekli etmek, emekliye ayırmak

Örnek:

The company decided to pension off several older employees.
Şirket, birkaç yaşlı çalışanı emekli etmeye karar verdi.

skive

/skaɪv/

(verb) kaytarmak, işten kaçmak

Örnek:

He decided to skive off work and go to the beach instead.
İşten kaytarıp plaja gitmeye karar verdi.

transact

/trænˈzækt/

(verb) işlem yapmak, gerçekleştirmek, yürütmek

Örnek:

The bank allows customers to transact business online.
Banka, müşterilerin çevrimiçi iş yapmasına olanak tanır.

retrench

/rɪˈtrentʃ/

(verb) masrafları kısmak, harcamaları azaltmak, geri çekilmek

Örnek:

The company had to retrench by laying off a significant portion of its workforce.
Şirket, işgücünün önemli bir kısmını işten çıkararak masrafları kısmak zorunda kaldı.

sack

/sæk/

(noun) çuval, torba, kovulma;

(verb) kovmak, işten atmak, sacklemek

Örnek:

He carried a heavy sack of potatoes.
Ağır bir çuval patates taşıyordu.

troubleshoot

/ˈtrʌb.əl.ʃuːt/

(verb) sorun gidermek, arıza tespiti yapmak

Örnek:

The IT department is working to troubleshoot the network issues.
BT departmanı ağ sorunlarını gidermek için çalışıyor.

clock in

/klɑːk ɪn/

(phrasal verb) işe girişini kaydetmek, işe başlamak

Örnek:

I need to clock in before 9 AM.
Sabah 9'dan önce işe girişimi kaydetmem gerekiyor.

clock out

/klɑːk aʊt/

(phrasal verb) çıkış yapmak, işten ayrılmak

Örnek:

I need to clock out before I leave for the day.
Gün bitmeden çıkış yapmam gerekiyor.

punch in

/pʌntʃ ɪn/

(phrasal verb) giriş yapmak, işe başlamak

Örnek:

Don't forget to punch in when you get to the office.
Ofise geldiğinde giriş yapmayı unutma.

punch out

/pʌntʃ aʊt/

(phrasal verb) yumruklamak, nakavt etmek, çıkış kartı basmak

Örnek:

He threatened to punch out the guy who insulted his sister.
Kız kardeşine hakaret eden adamı yumruklamakla tehdit etti.

organogram

/ɔːrɡəˈnoʊɡræm/

(noun) organizasyon şeması

Örnek:

The company's organogram clearly illustrates the reporting lines.
Şirketin organizasyon şeması raporlama hatlarını açıkça göstermektedir.

hybrid working

/ˈhaɪ.brɪd ˌwɜːr.kɪŋ/

(noun) hibrit çalışma

Örnek:

Many companies are adopting hybrid working to offer more flexibility to their employees.
Birçok şirket, çalışanlarına daha fazla esneklik sunmak için hibrit çalışma modelini benimsiyor.

exit interview

/ˈek.sɪt ˌɪn.tər.vjuː/

(noun) çıkış mülakatı, işten ayrılma görüşmesi

Örnek:

She had her exit interview on her last day of work.
Son iş gününde çıkış mülakatı vardı.

liaise

/liˈeɪz/

(verb) irtibat kurmak, koordine etmek, işbirliği yapmak

Örnek:

Our team will liaise with the marketing department to coordinate the campaign.
Ekibimiz kampanyayı koordine etmek için pazarlama departmanıyla irtibat kuracak.

liquidate

/ˈlɪk.wə.deɪt/

(verb) tasfiye etmek, kapatmak, nakde çevirmek

Örnek:

The company was forced to liquidate due to heavy debts.
Şirket, ağır borçlar nedeniyle tasfiye edilmek zorunda kaldı.

onboard

/ɑːnˈbɔːrd/

(adjective) gemide, uçakta, dahili;

(verb) işe almak, bünyesine katmak;

(adverb) gemide, araçta

Örnek:

All passengers are now onboard.
Tüm yolcular şimdi gemide.

logistics

/ləˈdʒɪs.tɪks/

(noun) lojistik

Örnek:

The logistics of the event were handled by a professional team.
Etkinliğin lojistiği profesyonel bir ekip tarafından halledildi.

blue Monday

/bluː ˈmʌn.deɪ/

(noun) pazartesi sendromu, hüzünlü pazartesi

Örnek:

I always get that blue Monday feeling after a long holiday.
Uzun bir tatilden sonra hep o pazartesi sendromu hissini yaşarım.

hot desk

/ˈhɑːt ˌdesk/

(noun) ortak masa sistemi, sıcak masa;

(verb) ortak masa sistemini kullanmak

Örnek:

Our company implemented hot desking to maximize office space.
Şirketimiz ofis alanını en üst düzeye çıkarmak için ortak masa sistemini uyguladı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren