Avatar of Vocabulary Set Hayvan

Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 8-9) İçinde Hayvan Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 8-9)' içinde 'Hayvan' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

burrow

/ˈbɝː.oʊ/

(noun) yuva, in;

(verb) kazmak, oymak, gömülmek

Örnek:

The rabbit disappeared into its burrow.
Tavşan yuvasına girdi.

canine

/ˈkeɪ.naɪn/

(adjective) köpeksi, köpeklerle ilgili;

(noun) köpekgil, köpek, köpek dişi

Örnek:

The veterinarian specializes in canine health.
Veteriner hekim köpek sağlığı konusunda uzmandır.

cetacean

/sɪˈteɪ.ʃən/

(noun) balina türü, deniz memelisi

Örnek:

Whales and dolphins are examples of cetaceans.
Balinalar ve yunuslar balina türlerine örnektir.

brood

/bruːd/

(noun) yavru, kuluçka;

(verb) düşünmek, kara kara düşünmek, kuluçkaya yatmak

Örnek:

The hen led her brood of chicks across the yard.
Tavuk, civciv yavrularını bahçenin karşısına geçirdi.

omnivore

/ˈɑːm.nɪ.vɔːr/

(noun) hepçil, omnivor

Örnek:

Humans are considered omnivores because they consume both plants and meat.
İnsanlar hem bitki hem de et tükettikleri için hepçil olarak kabul edilir.

fang

/fæŋ/

(noun) köpek dişi, zehir dişi

Örnek:

The vampire bat extended its sharp fangs.
Vampir yarasa keskin dişlerini uzattı.

pincer

/ˈpɪn.sɚ/

(noun) kerpeten, pens, kıskaç;

(verb) kıskaçlamak, çevrelemek

Örnek:

He used a pair of pincers to pull out the nail.
Çiviyi çıkarmak için bir çift kerpeten kullandı.

pelt

/pelt/

(verb) fırlatmak, yağdırmak, bardaktan boşanırcasına yağmak;

(noun) post, deri

Örnek:

The children pelted each other with snowballs.
Çocuklar birbirlerine kar topu attılar.

shoal

/ʃoʊl/

(noun) sürü, balık sürüsü, sığlık;

(verb) sığlaşmak, derinliği azalmak, sürü oluşturmak

Örnek:

A large shoal of fish swam past the boat.
Büyük bir balık sürüsü teknenin yanından yüzdü.

fauna

/ˈfɑː.nə/

(noun) fauna, hayvanlar alemi

Örnek:

The diverse fauna of the Amazon rainforest includes jaguars, monkeys, and countless bird species.
Amazon yağmur ormanlarının çeşitli faunası jaguarları, maymunları ve sayısız kuş türünü içerir.

crepuscular

/krɪˈpʌs.kjə.lɚ/

(adjective) alacakaranlık, şafakla ilgili, alacakaranlıkta aktif (hayvan)

Örnek:

The forest takes on a mysterious glow during the crepuscular hours.
Orman, alacakaranlık saatlerinde gizemli bir parıltı kazanır.

endothermic

/ˌen.doʊˈθɝː.mɪk/

(adjective) endotermik, sıcakkanlı

Örnek:

Photosynthesis is an endothermic process because it requires energy from sunlight.
Fotosentez, güneş ışığından enerji gerektirdiği için endotermik bir süreçtir.

equine

/ˈek.waɪn/

(adjective) at, ata ait;

(noun) at, atgillerden hayvan

Örnek:

The veterinarian specializes in equine medicine.
Veteriner at hekimliği konusunda uzmandır.

oviparous

/oʊˈvɪpərəs/

(adjective) yumurtlayan, ovipar

Örnek:

Most birds are oviparous, laying eggs that hatch outside the mother's body.
Çoğu kuş yumurtlayandır, annenin vücudunun dışında çatlayan yumurtalar bırakır.

arboreal

/ɑːrˈbɔːr.i.əl/

(adjective) ağaçsı, ağaçla ilgili, ağaçta yaşayan

Örnek:

The forest was filled with various arboreal species.
Orman çeşitli ağaçsı türlerle doluydu.

simian

/ˈsɪm.i.ən/

(adjective) maymunsu, primat;

(noun) maymun, primat

Örnek:

The scientist studied the simian behavior in the primate enclosure.
Bilim insanı primat kafesindeki maymunsu davranışı inceledi.

tame

/teɪm/

(adjective) evcil, uysal, sıkıcı;

(verb) evcilleştirmek, uysallaştırmak, dizginlemek

Örnek:

The bird is quite tame and will eat from your hand.
Kuş oldukça evcil ve elinizden yemek yiyecektir.

terrestrial

/təˈres.tri.əl/

(adjective) karasal, dünyevi;

(noun) dünyalı, karasal canlı

Örnek:

Terrestrial life forms are abundant on our planet.
Karasal yaşam formları gezegenimizde bol miktarda bulunur.

bovine

/ˈboʊ.vaɪn/

(adjective) sığır, sığırlara ait, sığır alt familyasına ait

Örnek:

The veterinarian specializes in bovine diseases.
Veteriner hekim sığır hastalıkları konusunda uzmandır.

avian

/ˈeɪ.vi.ən/

(adjective) kuş, kuşlara ait

Örnek:

The study focused on avian migration patterns.
Çalışma, kuş göç modellerine odaklandı.

nocturnal

/nɑːkˈtɝː.nəl/

(adjective) gececil, geceye ait

Örnek:

Owls are nocturnal birds.
Baykuşlar gececil kuşlardır.

diurnal

/ˌdaɪˈɝː.nəl/

(adjective) gündüzcül, gündüz, günlük

Örnek:

Most birds are diurnal, meaning they are active during the day.
Çoğu kuş gündüzcüldür, yani gündüzleri aktiftirler.

insectivorous

/ˌɪn.sekˈtɪv.ər.əs/

(adjective) böcekçil

Örnek:

Many birds are insectivorous, consuming large numbers of pests.
Birçok kuş böcekçildir, çok sayıda zararlıyı tüketir.

camouflage

/ˈkæm.ə.flɑːʒ/

(noun) kamuflaj, gizleme;

(verb) kamufle etmek, gizlemek, örtbas etmek

Örnek:

The soldiers used natural foliage for camouflage.
Askerler kamuflaj için doğal bitki örtüsü kullandılar.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren