Avatar of Vocabulary Set Hız

Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 6-7) İçinde Hız Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 6-7)' içinde 'Hız' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

hurried

/ˈhɝː.id/

(adjective) aceleci, telaşlı

Örnek:

She made a hurried exit from the room.
Odadan aceleyle çıktı.

hasty

/ˈheɪ.sti/

(adjective) aceleci, düşüncesiz, hızlı

Örnek:

He made a hasty decision to quit his job.
İşinden ayrılmak için aceleci bir karar verdi.

rapid-fire

/ˌræp.ɪdˈfaɪr/

(adjective) ardı ardına, seri

Örnek:

The interviewer asked a series of rapid-fire questions.
Görüşmeci ardı ardına sorular sordu.

agile

/ˈædʒ.əl/

(adjective) çevik, atik, esnek

Örnek:

Monkeys are very agile climbers.
Maymunlar çok çevik tırmanıcılardır.

swift

/swɪft/

(adjective) hızlı, çabuk;

(noun) ebabil

Örnek:

The gazelle is known for its swift movements.
Ceylan hızlı hareketleriyle bilinir.

accelerated

/əkˈsel.ə.reɪ.tɪd/

(adjective) hızlandırılmış

Örnek:

The company saw accelerated growth in the last quarter.
Şirket son çeyrekte hızlandırılmış bir büyüme kaydetti.

rushed

/rʌʃt/

(adjective) aceleci, hızlı yapılmış

Örnek:

The report felt a bit rushed and lacked detail.
Rapor biraz aceleye getirilmiş gibiydi ve detay eksikliği vardı.

fleet

/fliːt/

(noun) filo, araç parkı, donanma;

(adjective) hızlı, çevik;

(verb) hızla geçmek, uçup gitmek

Örnek:

The company has a large fleet of delivery trucks.
Şirketin büyük bir teslimat kamyonu filosu var.

flying

/ˈflaɪ.ɪŋ/

(adjective) uçan, hızlı, uçucu;

(noun) uçuş, uçma

Örnek:

The bird was flying high above the trees.
Kuş ağaçların üzerinde yüksekte uçuyordu.

sluggish

/ˈslʌɡ.ɪʃ/

(adjective) durgun, yavaş, halsiz

Örnek:

The economy has been sluggish for the past few years.
Ekonomi son birkaç yıldır durgun.

lagging

/ˈlæɡ.ɪŋ/

(adjective) geride kalan, yavaşlayan;

(noun) yalıtım malzemesi, kaplama

Örnek:

The company is trying to improve its lagging sales in the European market.
Şirket, Avrupa pazarındaki geride kalan satışlarını artırmaya çalışıyor.

unhurried

/ʌnˈhɝː.id/

(adjective) acelesiz, yavaş, sakin

Örnek:

They walked at an unhurried pace through the park.
Parkta acele etmeden, yavaş adımlarla yürüdüler.

decelerate

/ˌdiːˈsel.ə.reɪt/

(verb) yavaşlatmak, hızını kesmek

Örnek:

The driver had to decelerate as he approached the sharp curve.
Sürücü keskin viraja yaklaşırken yavaşlamak zorunda kaldı.

stall

/stɑːl/

(noun) tezgah, stant, ahır bölmesi;

(verb) durmak, oyalamak, stop etmek

Örnek:

She set up a fruit stall at the farmer's market.
Çiftçi pazarında bir meyve tezgahı kurdu.

whizz

/wɪz/

(verb) vızıldamak, hızla geçmek, uğuldamak;

(noun) vızıltı, uğultu, dahi

Örnek:

The car whizzed past us on the highway.
Araba otoyolda yanımızdan vızıldayarak geçti.

quicken

/ˈkwɪk.ən/

(verb) hızlandırmak, hızlanmak, kıpırdamak (fetüs)

Örnek:

The pace of economic growth began to quicken.
Ekonomik büyüme hızı hızlanmaya başladı.

speed up

/spiːd ʌp/

(phrasal verb) hızlandırmak, hızını artırmak

Örnek:

The car began to speed up as it approached the highway.
Araba otoyola yaklaşırken hızlanmaya başladı.

accelerate

/ekˈsel.ɚ.eɪt/

(verb) hızlanmak, hızlandırmak, çabuklaştırmak

Örnek:

The car began to accelerate as it entered the highway.
Araba otoyola girer girmez hızlanmaya başladı.

hasten

/ˈheɪ.sən/

(verb) acele etmek, hızlandırmak, çabuklaştırmak

Örnek:

He hastened to assure her that he was well.
İyi olduğuna dair onu aceleyle temin etti.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren