Avatar of Vocabulary Set Uzay ve Alan

Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 6-7) İçinde Uzay ve Alan Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 6-7)' içinde 'Uzay ve Alan' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

spacious

/ˈspeɪ.ʃəs/

(adjective) geniş, ferah

Örnek:

The living room was very spacious, perfect for entertaining guests.
Oturma odası çok genişti, misafir ağırlamak için mükemmeldi.

airy

/ˈer.i/

(adjective) havadar, ferah, hafif

Örnek:

The room was light and airy.
Oda aydınlık ve havadardı.

packed

/pækt/

(adjective) dolu, kalabalık, paketlenmiş;

(verb) paketlemek, toplamak

Örnek:

The train was so packed that I could barely move.
Tren o kadar doluydu ki zar zor hareket edebiliyordum.

overcrowded

/ˌoʊ.vɚˈkraʊ.dɪd/

(adjective) aşırı kalabalık, dolu

Örnek:

The train was overcrowded during rush hour.
Tren yoğun saatlerde aşırı kalabalıktı.

crammed

/kræmd/

(adjective) tıklım tıklım, dolu;

(past tense) tıktı, inekledi

Örnek:

The train was crammed with commuters.
Tren işe gidip gelenlerle tıklım tıklımdı.

capacious

/kəˈpeɪ.ʃəs/

(adjective) geniş, bol, kapsamlı

Örnek:

She carried a capacious handbag that held everything she needed.
İhtiyacı olan her şeyi alan geniş bir el çantası taşıyordu.

ample

/ˈæm.pəl/

(adjective) yeterli, bol, geniş

Örnek:

There is ample evidence to support the claim.
İddiayı desteklemek için yeterli kanıt var.

compress

/kəmˈpres/

(verb) sıkıştırmak, küçültmek, bastırmak;

(noun) kompres, sargı

Örnek:

The machine can compress large bales of hay.
Makine büyük saman balyalarını sıkıştırabilir.

constrict

/kənˈstrɪkt/

(verb) sıkıştırmak, daraltmak, kısıtlamak

Örnek:

The snake will constrict its prey.
Yılan avını sıkıştıracak.

dense

/dens/

(adjective) yoğun, sık, aptal

Örnek:

The forest was so dense that sunlight barely reached the ground.
Orman o kadar yoğundu ki güneş ışığı yere zor ulaşıyordu.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren