Avatar of Vocabulary Set Saygı ve Kabul

Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 6-7) İçinde Saygı ve Kabul Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 6-7)' içinde 'Saygı ve Kabul' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

applaud

/əˈplɑːd/

(verb) alkışlamak, takdir etmek

Örnek:

The audience began to applaud loudly after the performance.
Seyirciler gösteriden sonra yüksek sesle alkışlamaya başladı.

value

/ˈvæl.juː/

(noun) değer, önem, fiyat;

(verb) değer biçmek, kıymetini belirlemek, değer vermek

Örnek:

The true value of friendship cannot be measured.
Dostluğun gerçek değeri ölçülemez.

cherish

/ˈtʃer.ɪʃ/

(verb) çok sevmek, değer vermek

Örnek:

She cherished her grandchildren.
Torunlarını çok severdi.

glorify

/ˈɡlɔːr.ə.faɪ/

(verb) yüceltmek, övgüyle bahsetmek, güzelleştirmek

Örnek:

The choir sang hymns to glorify God.
Koro, Tanrı'yı yüceltmek için ilahiler söyledi.

exalt

/ɪɡˈzɑːlt/

(verb) yüceltmek, övmek, yükseltmek

Örnek:

The choir will exalt the Lord with their songs.
Koro, şarkılarıyla Rab'bi yüceltecek.

hail

/heɪl/

(noun) dolu, selam, çağrı;

(verb) dolu yağmak, çağırmak, selamlamak;

(exclamation) selam

Örnek:

The sudden hail storm damaged the crops.
Ani dolu fırtınası ekinlere zarar verdi.

toast

/toʊst/

(noun) tost, kızarmış ekmek, kadeh kaldırma;

(verb) kızartmak, kadeh kaldırmak

Örnek:

I had butter and jam on my toast for breakfast.
Kahvaltıda tostuma tereyağı ve reçel sürdüm.

flatter

/ˈflæt̬.ɚ/

(verb) iltifat etmek, gururlandırmak, yakışmak

Örnek:

He tried to flatter his boss to get a promotion.
Terfi almak için patronuna iltifat etmeye çalıştı.

acclaim

/əˈkleɪm/

(verb) alkışlamak, övmek, beğenmek;

(noun) alkış, beğeni, övme

Örnek:

The critics acclaimed her performance as a masterpiece.
Eleştirmenler performansını bir başyapıt olarak alkışladı.

look up to

/lʊk ʌp tuː/

(phrasal verb) hayranlık duymak, saygı duymak

Örnek:

Children often look up to their parents.
Çocuklar genellikle ebeveynlerine hayranlık duyar.

dignify

/ˈdɪɡ.nə.faɪ/

(verb) itibar kazandırmak, onurlandırmak, yüceltmek

Örnek:

The presence of the king served to dignify the ceremony.
Kralın varlığı törene itibar kazandırmaya yaradı.

discredit

/dɪˈskred.ɪt/

(verb) gözden düşürmek, itibarını zedelemek, çürütmek;

(noun) itibar kaybı, leke

Örnek:

The scandal served to discredit the politician.
Skandal, politikacıyı gözden düşürmeye yaradı.

treasure

/ˈtreʒ.ɚ/

(noun) hazine, servet, değerli;

(verb) değer vermek, kıymetini bilmek

Örnek:

The pirates buried their treasure on a remote island.
Korsanlar hazinelerini uzak bir adaya gömdüler.

esteem

/ɪˈstiːm/

(noun) saygı, itibar;

(verb) saygı duymak, değer vermek

Örnek:

She was held in high esteem by her colleagues.
Meslektaşları tarafından çok saygı görüyordu.

idolize

/ˈaɪ.dəl.aɪz/

(verb) tapmak, putlaştırmak, çok sevmek

Örnek:

Many young children idolize professional athletes.
Pek çok küçük çocuk profesyonel sporculara tapıyor.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren