Avatar of Vocabulary Set Olasılık

Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 6-7) İçinde Olasılık Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 6-7)' içinde 'Olasılık' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

inevitable

/ˌɪnˈev.ə.t̬ə.bəl/

(adjective) kaçınılmaz, mukadder

Örnek:

Change is an inevitable part of life.
Değişim, hayatın kaçınılmaz bir parçasıdır.

unavoidable

/ˌʌn.əˈvɔɪ.də.bəl/

(adjective) kaçınılmaz

Örnek:

Due to unavoidable circumstances, the meeting has been canceled.
Kaçınılmaz koşullar nedeniyle toplantı iptal edildi.

conceivable

/kənˈsiː.və.bəl/

(adjective) mümkün, akla gelebilir, düşünülebilir

Örnek:

It's conceivable that he forgot about the meeting.
Toplantıyı unutmuş olması mümkün.

unimaginable

/ˌʌn.ɪˈmædʒ.ɪ.nə.bəl/

(adjective) hayal edilemez, akıl almaz

Örnek:

The vastness of space is truly unimaginable.
Uzayın enginliği gerçekten hayal edilemez.

plausible

/ˈplɑː.zə.bəl/

(adjective) makul, olası, inandırıcı

Örnek:

Her excuse for being late sounded quite plausible.
Geç kalma bahanesi oldukça makul geldi.

implausible

/ɪmˈplɑː.zə.bəl/

(adjective) mantıksız, inandırıcı olmayan

Örnek:

The plot of the movie was completely implausible.
Filmin konusu tamamen mantıksızdı.

realistic

/ˌriː.əˈlɪs.tɪk/

(adjective) gerçekçi, pratik, gerçeğe uygun

Örnek:

It's important to set realistic goals.
Gerçekçi hedefler belirlemek önemlidir.

unrealistic

/ˌʌn.riː.əˈlɪs.tɪk/

(adjective) gerçekçi olmayan, hayalperest

Örnek:

It's unrealistic to expect to become a millionaire overnight.
Bir gecede milyoner olmayı beklemek gerçekçi değil.

definite

/ˈdef.ən.ət/

(adjective) kesin, belirli, açık

Örnek:

We need a definite answer by tomorrow.
Yarına kadar kesin bir cevaba ihtiyacımız var.

guaranteed

/ˌɡær.ənˈtiːd/

(adjective) garantili, kesin

Örnek:

Success is not guaranteed, but we will try our best.
Başarı garantili değil, ama elimizden gelenin en iyisini yapacağız.

feasible

/ˈfiː.zə.bəl/

(adjective) uygulanabilir, yapılabilir, mümkün

Örnek:

It is not feasible to do this work in a day.
Bu işi bir günde yapmak mümkün değil.

hesitant

/ˈhez.ə.tənt/

(adjective) tereddütlü, kararsız

Örnek:

She was hesitant to accept the new job offer.
Yeni iş teklifini kabul etmekte tereddütlüydü.

debatable

/dɪˈbeɪ.t̬ə.bəl/

(adjective) tartışmalı, münakaşalı

Örnek:

Whether he is the best player is debatable.
En iyi oyuncu olup olmadığı tartışılır.

inconclusive

/ˌɪn.kəŋˈkluː.sɪv/

(adjective) sonuçsuz, kesin olmayan

Örnek:

The evidence presented was inconclusive, so no charges were filed.
Sunulan kanıtlar sonuçsuzdu, bu yüzden hiçbir suçlama yapılmadı.

undeniable

/ˌʌn.dɪˈnaɪ.ə.bəl/

(adjective) inkar edilemez, tartışmasız

Örnek:

The evidence was undeniable.
Kanıtlar inkar edilemezdi.

tentative

/ˈten.t̬ə.t̬ɪv/

(adjective) geçici, deneme niteliğinde, kesin olmayan

Örnek:

We have a tentative plan for the weekend, but it might change.
Hafta sonu için geçici bir planımız var ama değişebilir.

unforeseen

/ˌʌn.fɚˈsiːn/

(adjective) öngörülemeyen, beklenmedik

Örnek:

The project was delayed due to unforeseen circumstances.
Proje öngörülemeyen koşullar nedeniyle gecikti.

presumable

/prɪˈzuː.mə.bəl/

(adjective) muhtemel, olası

Örnek:

The presumable cause of the fire was a faulty electrical wire.
Yangının muhtemel nedeni kusurlu bir elektrik kablosuydu.

dubious

/ˈduː.bi.əs/

(adjective) şüpheli, kuşkulu

Örnek:

He was dubious about the plan's success.
Planın başarısı konusunda şüpheliydi.

remote

/rɪˈmoʊt/

(adjective) uzak, ıssız, düşük;

(noun) uzaktan kumanda, kumanda

Örnek:

The village is located in a remote area.
Köy uzak bir bölgede yer alıyor.

categorical

/ˌkæt̬.əˈɡɔːr.ɪ.kəl/

(adjective) kesin, mutlak, kategorik

Örnek:

He made a categorical denial of the accusations.
Suçlamaları kesin bir dille reddetti.

sure-fire

/ˈʃʊr.faɪr/

(adjective) kesin, garantili, başarılı

Örnek:

Investing in that company is a sure-fire way to make money.
O şirkete yatırım yapmak, para kazanmanın kesin bir yoludur.

halting

/ˈhɑːl.t̬ɪŋ/

(adjective) duraksayan, tereddütlü, kesik kesik

Örnek:

He gave a halting speech, pausing frequently.
Sık sık duraksayarak duraksayan bir konuşma yaptı.

conjectural

/kənˈdʒek.tʃɚ.əl/

(adjective) tahmini, varsayımsal

Örnek:

The report contained many conjectural statements about the future.
Rapor, gelecekle ilgili birçok tahmini ifade içeriyordu.

assured

/əˈʃʊrd/

(adjective) garantili, kesin, kendinden emin

Örnek:

Victory was assured after the final goal.
Son golden sonra zafer garantiydi.

indeterminate

/ˌɪn.dɪˈtɝː.mɪ.nət/

(adjective) belirsiz, saptanamayan

Örnek:

The date of the trial is still indeterminate.
Duruşma tarihi hâlâ belirsiz.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren