Avatar of Vocabulary Set Fikir

Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 6-7) İçinde Fikir Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 6-7)' içinde 'Fikir' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

denounce

/dɪˈnaʊns/

(verb) kınamak, suçlamak, ihbar etmek

Örnek:

The government was quick to denounce the terrorist attack.
Hükümet terör saldırısını hızla kınadı.

deplore

/dɪˈplɔːr/

(verb) kınamak, esef etmek

Örnek:

We deplore the use of violence against innocent civilians.
Masum sivillere karşı şiddet uygulanmasını kınıyoruz.

object

/ˈɑːb.dʒɪkt/

(noun) nesne, cisim, amaç;

(verb) itiraz etmek, karşı çıkmak

Örnek:

She picked up a strange object from the ground.
Yerden garip bir nesne aldı.

reproach

/rɪˈproʊtʃ/

(verb) sitem etmek, suçlamak;

(noun) sitem, kınama

Örnek:

She reproached him for his lack of punctuality.
Dakik olmadığı için onu azarladı.

dispute

/dɪˈspjuːt/

(noun) anlaşmazlık, tartışma, çekişme;

(verb) tartışmak, itiraz etmek, çekişmek

Örnek:

The border dispute between the two countries escalated.
İki ülke arasındaki sınır anlaşmazlığı tırmandı.

disparage

/dɪˈsper.ɪdʒ/

(verb) küçümsemek, kötülemek, hor görmek

Örnek:

He tends to disparage his coworkers' achievements to make himself look better.
Kendini daha iyi göstermek için iş arkadaşlarının başarılarını küçümseme eğilimindedir.

grumble

/ˈɡrʌm.bəl/

(verb) homurdanmak, şikayet etmek;

(noun) homurtu, şikayet

Örnek:

He would always grumble about the food.
Yemek hakkında her zaman homurdanırdı.

mutter

/ˈmʌt̬.ɚ/

(verb) mırıldanmak, homurdanmak;

(noun) mırıltı, homurtu

Örnek:

He began to mutter about the unfairness of the decision.
Kararın haksızlığı hakkında mırıldanmaya başladı.

gripe

/ɡraɪp/

(verb) sızlanmak, yakınmak;

(noun) şikayet, sızlanma

Örnek:

He's always griping about the food.
O her zaman yemekten şikayet ediyor.

scold

/skoʊld/

(verb) azarlamak, fırça atmak, paylamak;

(noun) azar, fırça, paylama

Örnek:

The teacher had to scold the students for talking during the lesson.
Öğretmen, ders sırasında konuşan öğrencileri azarlamak zorunda kaldı.

revile

/rɪˈvaɪl/

(verb) aşağılamak, sövmek, yermek

Örnek:

He was reviled by the public for his controversial remarks.
Tartışmalı sözleri nedeniyle halk tarafından aşağılandı.

whine

/waɪn/

(verb) sızlanmak, vınlamak, yakınmak;

(noun) sızlanma, vınlama, yakınma

Örnek:

The dog started to whine when it heard the thunder.
Köpek gök gürültüsünü duyunca sızlanmaya başladı.

decry

/dɪˈkraɪ/

(verb) kınamak, eleştirmek

Örnek:

Many activists decry the government's new environmental policy.
Pek çok aktivist hükümetin yeni çevre politikasını kınıyor.

rebuke

/rɪˈbjuːk/

(verb) azarlamak, çıkışmak;

(noun) azarlama, kınama

Örnek:

The teacher rebuked the student for being late to class.
Öğretmen, derse geç kaldığı için öğrenciyi azarladı.

vilify

/ˈvɪl.ə.faɪ/

(verb) karalamak, kötülemek, aşağılamak

Örnek:

The media tried to vilify the politician with false accusations.
Medya, siyasetçiyi asılsız suçlamalarla karalamaya çalıştı.

censure

/ˈsen.ʃɚ/

(noun) kınama, ayıplama, şiddetli eleştiri;

(verb) kınamak, ayıplamak, şiddetle eleştirmek

Örnek:

The politician faced public censure for his controversial remarks.
Siyasetçi, tartışmalı açıklamaları nedeniyle kamuoyunun kınamasıyla karşılaştı.

reprimand

/ˈrep.rə.mænd/

(verb) azarlamak, paylamak, kınamak;

(noun) azarlama, paylama, kınama

Örnek:

The teacher had to reprimand the student for cheating on the exam.
Öğretmen, sınavda kopya çektiği için öğrenciyi azarlamak zorunda kaldı.

bad-mouth

/ˈbæd.maʊθ/

(verb) kötülemek, arkasından konuşmak

Örnek:

Stop bad-mouthing your colleagues behind their backs.
Meslektaşlarının arkasından kötü konuşmayı bırak.

slander

/ˈslæn.dɚ/

(noun) iftira, karalama;

(verb) iftira atmak, karalamak

Örnek:

He sued the newspaper for slander after they published false accusations.
Gazete asılsız suçlamalar yayınladıktan sonra iftira davası açtı.

compliment

/ˈkɑːm.plə.mənt/

(noun) iltifat, övgü;

(verb) iltifat etmek, övmek

Örnek:

She received many compliments on her new dress.
Yeni elbisesi hakkında birçok iltifat aldı.

uphold

/ʌpˈhoʊld/

(verb) savunmak, desteklemek, sürdürmek

Örnek:

The court decided to uphold the previous ruling.
Mahkeme önceki kararı onaylamaya karar verdi.

rejoice

/rɪˈdʒɔɪs/

(verb) sevinmek, bayram etmek, coşmak

Örnek:

We rejoiced at the news of her safe arrival.
Onun sağ salim vardığı haberiyle sevindik.

reprove

/rɪˈpruːv/

(verb) azarlamak, kınamak

Örnek:

The teacher reproved the student for his constant whispering.
Öğretmen, sürekli fısıldaştığı için öğrenciyi azarladı.

affirm

/əˈfɝːm/

(verb) onaylamak, doğrulamak, desteklemek

Örnek:

The court affirmed the lower court's decision.
Mahkeme alt mahkemenin kararını onayladı.

belittle

/bɪˈlɪt̬.əl/

(verb) küçümsemek, hor görmek

Örnek:

He tends to belittle her achievements in front of others.
Başkalarının önünde onun başarılarını küçümseme eğilimindedir.

ridicule

/ˈrɪd.ə.kjuːl/

(noun) alay, dalga;

(verb) alay etmek, küçümsemek

Örnek:

His ideas were met with ridicule from his colleagues.
Fikirleri meslektaşları tarafından alay konusu edildi.

validate

/ˈvæl.ə.deɪt/

(verb) doğrulamak, geçerli kılmak, onaylamak

Örnek:

The data needs to be validated before it can be used.
Veriler kullanılmadan önce doğrulanmalıdır.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren