Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 6-7) İçinde İnsan vücudu Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 6-7)' içinde 'İnsan vücudu' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /ˈɔːr.ɡən/
(noun) organ, org, sözcü
Örnek:
The heart is a vital organ.
Kalp hayati bir organdır.
/ˈdʒen.ə.t̬əlz/
(plural noun) genital, cinsel organlar
Örnek:
The doctor examined the patient's genitals.
Doktor hastanın genital organlarını muayene etti.
/lɪm/
(noun) uzuv, dal;
(verb) uzuvlarından ayırmak, sakatlamak
Örnek:
The accident resulted in the loss of a limb.
Kaza bir uzuv kaybına neden oldu.
/ˈnɜːr.vəs ˌsɪs.təm/
(noun) sinir sistemi
Örnek:
The brain and spinal cord are part of the central nervous system.
Beyin ve omurilik merkezi sinir sisteminin bir parçasıdır.
/ɪˈmjuːn ˌsɪs.təm/
(noun) bağışıklık sistemi
Örnek:
A healthy diet can boost your immune system.
Sağlıklı bir diyet bağışıklık sisteminizi güçlendirebilir.
/daɪˈdʒes.tɪv ˈsɪs.təm/
(noun) sindirim sistemi
Örnek:
The human digestive system is a complex network of organs.
İnsan sindirim sistemi, karmaşık bir organ ağıdır.
/ˈrɛspərətɔːri ˈsɪstəm/
(noun) solunum sistemi
Örnek:
Smoking can cause serious damage to the respiratory system.
Sigara içmek solunum sistemine ciddi zararlar verebilir.
/ɡlænd/
(noun) bez
Örnek:
The thyroid gland regulates metabolism.
Tiroid bezi metabolizmayı düzenler.
/ˈtɔːr.soʊ/
(noun) gövde, vücut
Örnek:
The artist sculpted the muscular torso of a male figure.
Sanatçı, erkek figürünün kaslı gövdesini heykeltıraşlık yaptı.
/ˈdɔːr.səm/
(noun) sırt, üst yüzey
Örnek:
The doctor examined the dorsum of the patient's hand.
Doktor hastanın elinin sırtını muayene etti.
/ˈæb.də.mən/
(noun) karın, abdomen
Örnek:
He felt a sharp pain in his abdomen.
Karnında keskin bir ağrı hissetti.
/fɪˈziːk/
(noun) vücut yapısı, fizik
Örnek:
He has a very muscular physique because he works out every day.
Her gün spor yaptığı için çok kaslı bir vücut yapısına sahip.
/ˈfɪɡ.jɚ/
(noun) rakam, sayı, fizik;
(verb) düşünmek, tahmin etmek, çözmek
Örnek:
The latest unemployment figures are alarming.
Son işsizlik rakamları endişe verici.
/swet/
(noun) ter;
(verb) terlemek, ter dökmek, çok çalışmak
Örnek:
Sweat dripped down his face after the intense workout.
Yoğun antrenmandan sonra yüzünden ter damlıyordu.
/ˈkæl.ɚ.i/
(noun) kalori
Örnek:
A typical apple contains about 95 calories.
Tipik bir elma yaklaşık 95 kalori içerir.
/mæs/
(noun) kütle, yığın, kitle;
(verb) toplanmak, yığılmak;
(adjective) kitlesel, genel
Örnek:
A huge mass of rock blocked the road.
Büyük bir kaya kütlesi yolu tıkadı.
/ˈblʌd.striːm/
(noun) kan dolaşımı, kan akışı
Örnek:
The drug is absorbed directly into the bloodstream.
İlaç doğrudan kan dolaşımına emilir.
/ɪnˈdʊr.əns/
(noun) dayanıklılık, tahammül, sebat
Örnek:
Running a marathon requires great physical endurance.
Maraton koşmak büyük fiziksel dayanıklılık gerektirir.