Avatar of Vocabulary Set Boyut

Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 6-7) İçinde Boyut Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 6-7)' içinde 'Boyut' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

towering

/ˈtaʊ.ɚ.ɪŋ/

(adjective) yüksek, dev, muazzam

Örnek:

The skyscraper stood towering above all other buildings in the city.
Gökdelen, şehirdeki diğer tüm binaların üzerinde yüksek bir şekilde duruyordu.

sky-high

/ˈskaɪˌhaɪ/

(adjective) çok yüksek, gökyüzüne kadar yüksek;

(adverb) çok yükseğe, gökyüzüne doğru

Örnek:

The prices for houses in this area are sky-high.
Bu bölgedeki ev fiyatları çok yüksek.

lofty

/ˈlɑːf.ti/

(adjective) yüksek, ulu, yüce

Örnek:

The lofty mountains touched the clouds.
Yüksek dağlar bulutlara değiyordu.

outstretched

/ˌaʊtˈstretʃt/

(adjective) uzanmış, açılmış

Örnek:

He welcomed her with outstretched arms.
Onu açık kollarla karşıladı.

elongated

/ɪˈlɑːŋ.ɡeɪ.t̬ɪd/

(adjective) uzatılmış, uzunlamasına;

(verb) uzattı, uzadı

Örnek:

The artist painted figures with elongated limbs.
Sanatçı, uzatılmış uzuvları olan figürler çizdi.

longish

/ˈlɑːŋ.ɪʃ/

(adjective) uzunca

Örnek:

She has longish dark hair.
Uzunca koyu renk saçları var.

overlong

/ˌoʊ.vɚˈlɑːŋ/

(adjective) çok uzun, gereğinden uzun

Örnek:

The movie was overlong and could have been edited better.
Film çok uzundu ve daha iyi kurgulanabilirdi.

elongate

/ɪˈlɑːŋ.ɡeɪt/

(verb) uzatmak, sündürmek;

(adjective) uzatılmış, sündürülmüş

Örnek:

The artist decided to elongate the figures in her painting to create a more dramatic effect.
Sanatçı, daha dramatik bir etki yaratmak için resmindeki figürleri uzatmaya karar verdi.

elevated

/ˈel.ə.veɪ.t̬ɪd/

(adjective) yüksek, yükseltilmiş, asil

Örnek:

The house was built on an elevated platform to protect it from floods.
Ev, sellerden korunmak için yüksek bir platform üzerine inşa edildi.

expansive

/ɪkˈspæn.sɪv/

(adjective) geniş, kapsamlı, yayılmacı

Örnek:

The house had an expansive view of the ocean.
Evden okyanusun geniş bir manzarası vardı.

paper-thin

/ˈpeɪ.pər.θɪn/

(adjective) kağıt gibi ince, çok ince, zayıf

Örnek:

The walls of the old house were paper-thin, so you could hear everything.
Eski evin duvarları kağıt gibi inceydi, bu yüzden her şeyi duyabiliyordunuz.

truncate

/trʌŋˈkeɪt/

(verb) kısaltmak, kesmek, budamak

Örnek:

The editor decided to truncate the article due to space limitations.
Editör, yer kısıtlamaları nedeniyle makaleyi kısaltmaya karar verdi.

thicken

/ˈθɪk.ən/

(verb) koyulaştırmak, kalınlaştırmak, koyulaşmak

Örnek:

You can thicken the sauce with a little cornstarch.
Sosunu biraz mısır nişastasıyla koyulaştırabilirsin.

taper

/ˈteɪ.pɚ/

(verb) incelmek, azalmak, azaltmak;

(noun) incelme, azalma, ince mum

Örnek:

The road began to taper as it approached the village.
Yol köye yaklaştıkça incelmeye başladı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren