Avatar of Vocabulary Set Boyut

Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 5) İçinde Boyut Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 5)' içinde 'Boyut' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

tall

/tɑːl/

(adjective) uzun, yüksek, abartılı

Örnek:

He is a very tall man.
O çok uzun bir adam.

extended

/ɪkˈsten.dɪd/

(adjective) uzatılmış, genişletilmiş, geniş

Örnek:

They took an extended vacation to Europe.
Avrupa'ya uzun bir tatile çıktılar.

high

/haɪ/

(adjective) yüksek, maksimum, önemli;

(adverb) yüksek;

(noun) zirve, rekor

Örnek:

The mountain is very high.
Dağ çok yüksek.

wide

/waɪd/

(adjective) geniş, yaygın, kapsamlı;

(adverb) genişçe, tamamen

Örnek:

The river is very wide at this point.
Nehir bu noktada çok geniş.

broad

/brɑːd/

(adjective) geniş, kapsamlı;

(noun) kadın

Örnek:

The river was very broad at this point.
Nehir bu noktada çok genişti.

extensive

/ɪkˈsten.sɪv/

(adjective) geniş, kapsamlı, büyük

Örnek:

The house has extensive gardens.
Evin geniş bahçeleri var.

vast

/væst/

(adjective) geniş, büyük, uçsuz bucaksız

Örnek:

The desert stretched out before them, a vast expanse of sand.
Çöl önlerinde uzanıyordu, uçsuz bucaksız bir kum alanı.

spread

/spred/

(verb) yayılmak, dağılmak, yaymak;

(noun) yayılma, dağılma, sürülebilir

Örnek:

The fire spread rapidly through the forest.
Yangın ormanda hızla yayıldı.

lengthy

/ˈleŋ.θi/

(adjective) uzun, uzun süreli

Örnek:

The meeting turned into a lengthy discussion.
Toplantı uzun bir tartışmaya dönüştü.

long

/lɑːŋ/

(adjective) uzun, uzun süreli;

(adverb) uzun süre;

(verb) özlemek, can atmak

Örnek:

The river is very long.
Nehir çok uzun.

short

/ʃɔːrt/

(adjective) kısa, eksik, yetersiz;

(adverb) aniden, birdenbire;

(verb) borç vermek, kredi sağlamak

Örnek:

She has short hair.
Kısa saçları var.

knee-high

/ˈniːˌhaɪ/

(adjective) diz hizasında, diz boyu

Örnek:

She wore a pair of knee-high boots.
Bir çift diz hizasında çizme giydi.

shortish

/ˈʃɔːr.t̬ɪʃ/

(adjective) kısa sayılabilecek, kısacık

Örnek:

He's a shortish man, about 5 feet 6 inches tall.
O, yaklaşık 1.68 metre boyunda, kısa sayılabilecek bir adam.

stretch

/stretʃ/

(verb) uzatmak, esnetmek;

(noun) esneme, gerinme, uzantı

Örnek:

She woke up and began to stretch her arms above her head.
Uyandı ve kollarını başının üzerine uzatmaya başladı.

grow

/ɡroʊ/

(verb) büyümek, artmak, yetiştirmek

Örnek:

The company's profits continue to grow.
Şirketin karları büyümeye devam ediyor.

widen

/ˈwaɪ.dən/

(verb) genişletmek, genişlemek

Örnek:

They plan to widen the road to ease traffic congestion.
Trafik sıkışıklığını azaltmak için yolu genişletmeyi planlıyorlar.

expand

/ɪkˈspænd/

(verb) genişletmek, büyütmek, yaymak

Örnek:

The business plans to expand into new markets next year.
Şirket gelecek yıl yeni pazarlara genişlemeyi planlıyor.

lengthen

/ˈleŋ.θən/

(verb) uzatmak, uzamak

Örnek:

She decided to lengthen her skirt by adding a ruffle.
Eteğini fırfır ekleyerek uzatmaya karar verdi.

broaden

/ˈbrɑː.dən/

(verb) genişletmek, genişlemek

Örnek:

The river broadens as it approaches the sea.
Nehir denize yaklaştıkça genişler.

extend

/ɪkˈstend/

(verb) uzatmak, genişletmek, sağlamak

Örnek:

We plan to extend the kitchen by two meters.
Mutfağı iki metre genişletmeyi planlıyoruz.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren