Avatar of Vocabulary Set Benzersizlik

IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 8-9) İçinde Benzersizlik Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 8-9)' içinde 'Benzersizlik' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

novel

/ˈnɑː.vəl/

(noun) roman;

(adjective) yeni, özgün, alışılmadık

Örnek:

She spent her evenings reading a historical novel.
Akşamlarını tarihi bir roman okuyarak geçirdi.

unrivaled

/ʌnˈraɪ.vəld/

(adjective) rakipsiz, eşsiz, benzersiz

Örnek:

The team's performance was unrivaled.
Takımın performansı rakipsizdi.

groundbreaking

/ˈɡraʊndˌbreɪ.kɪŋ/

(adjective) çığır açan, yenilikçi, öncü

Örnek:

The scientist made a groundbreaking discovery in medicine.
Bilim insanı tıpta çığır açan bir keşif yaptı.

unaccustomed

/ˌʌn.əˈkʌs.təmd/

(adjective) alışılmadık, olağandışı, alışkın olmayan

Örnek:

He felt an unaccustomed sense of peace.
Alışılmadık bir huzur hissetti.

unwonted

/ʌnˈwɑːn.t̬ɪd/

(adjective) alışılmadık, olağandışı

Örnek:

He spoke with unwonted enthusiasm.
Alışılmadık bir coşkuyla konuştu.

quirky

/ˈkwɝː.ki/

(adjective) tuhaf, garip, acayip

Örnek:

She has a quirky sense of humor.
Tuhaf bir espri anlayışı var.

anomalous

/əˈnɑː.mə.ləs/

(adjective) anormal, olağandışı, aykırı

Örnek:

Scientists observed an anomalous reading on the sensor.
Bilim insanları sensörde anormal bir okuma gözlemledi.

offbeat

/ˌɑːfˈbiːt/

(adjective) sıra dışı, tuhaf, garip

Örnek:

She has a very offbeat sense of humor.
Çok sıra dışı bir mizah anlayışı var.

deviant

/ˈdiː.vi.ənt/

(adjective) sapık, anormal;

(noun) sapık, anormal kişi

Örnek:

His behavior was considered deviant by the community.
Davranışı toplum tarafından sapıkça kabul edildi.

outré

/ˈuː.treɪ/

(adjective) uçuk, aşırı, tuhaf

Örnek:

Her outré fashion choices always turned heads at the event.
Onun uçuk moda tercihleri etkinlikte her zaman dikkat çekiyordu.

nonconformist

/ˌnɑːn.kənˈfɔːr.mɪst/

(noun) nonkonformist, aykırı;

(adjective) nonkonformist, aykırı

Örnek:

She was always a nonconformist, challenging traditional norms.
Geleneksel normlara meydan okuyan, her zaman bir nonkonformist olmuştur.

unorthodox

/ʌnˈɔːr.θə.dɑːks/

(adjective) alışılmadık, ortodoks olmayan, geleneksel olmayan

Örnek:

His teaching methods were considered unorthodox by many.
Öğretim yöntemleri birçok kişi tarafından alışılmadık bulundu.

outlandish

/ˌaʊtˈlæn.dɪʃ/

(adjective) acayip, tuhaf, garip

Örnek:

She wore an outlandish outfit to the party.
Partiye acayip bir kıyafet giydi.

run-of-the-mill

/ˌrʌn.əv.ðəˈmɪl/

(adjective) sıradan, vasat, ortalama

Örnek:

It was just a run-of-the-mill movie, nothing spectacular.
Sadece sıradan bir filmdi, olağanüstü bir şey yoktu.

humdrum

/ˈhʌm.drʌm/

(adjective) sıradan, monoton, sıkıcı;

(noun) sıradanlık, monotonluk, sıkıcılık

Örnek:

Their lives were a series of humdrum tasks.
Hayatları bir dizi sıradan görevden ibaretti.

prevailing

/prɪˈveɪ.lɪŋ/

(adjective) hâkim, yaygın, baskın

Örnek:

The prevailing mood was one of optimism.
Hâkim ruh hali iyimserlikti.

garden-variety

/ˌɡɑːrdnˈvəraɪəti/

(adjective) sıradan, basit, olağan

Örnek:

It was just a garden-variety cold, nothing serious.
Sadece sıradan bir soğuk algınlığıydı, ciddi bir şey değildi.

few and far between

/fjuː ənd fɑːr bɪˈtwiːn/

(idiom) nadir, çok az

Örnek:

Good job opportunities are few and far between in this small town.
Bu küçük kasabada iyi iş fırsatları çok nadir.

uncanny

/ʌnˈkæn.i/

(adjective) tuhaf, garip, esrarengiz

Örnek:

She had an uncanny ability to predict the future.
Geleceği tahmin etme konusunda tuhaf bir yeteneği vardı.

established

/ɪˈstæb.lɪʃt/

(adjective) köklü, yerleşik, kurulmuş;

(verb) kurmak, belirlemek, tespit etmek

Örnek:

The company is an established leader in the industry.
Şirket, sektörde köklü bir liderdir.

mainstream

/ˈmeɪn.striːm/

(noun) ana akım, yaygın eğilim;

(adjective) ana akım, yaygın;

(verb) ana akım haline getirmek, entegre etmek

Örnek:

His music moved from the underground scene to the mainstream.
Müziği yeraltı sahnesinden ana akıma geçti.

unbecoming

/ˌʌn.bɪˈkʌm.ɪŋ/

(adjective) yakışıksız, uygunsuz

Örnek:

His rude behavior was highly unbecoming of a gentleman.
Kaba davranışı bir beyefendiye hiç yakışmıyordu.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren