Avatar of Vocabulary Set İnsan özellikleri

IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 8-9) İçinde İnsan özellikleri Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 8-9)' içinde 'İnsan özellikleri' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

diligent

/ˈdɪl.ə.dʒənt/

(adjective) çalışkan, gayretli, titiz

Örnek:

She is a diligent student who always completes her assignments on time.
O, ödevlerini her zaman zamanında tamamlayan çalışkan bir öğrencidir.

self-reliant

/ˌself rɪˈlaɪ.ənt/

(adjective) kendine güvenen, kendi kendine yeten

Örnek:

She is a very self-reliant person who always finds a way to solve her problems.
O, sorunlarını çözmek için her zaman bir yol bulan çok kendine güvenen biridir.

tenacious

/təˈneɪ.ʃəs/

(adjective) inatçı, yapışkan, kalıcı

Örnek:

The ivy is a tenacious plant, clinging to the old stone wall.
Sarmaşık, eski taş duvara tutunan inatçı bir bitkidir.

gallant

/ˈɡæl.ənt/

(adjective) cesur, kahraman, nazik;

(noun) centilmen, aşık;

(verb) etkilemek, kur yapmak

Örnek:

The gallant knight rescued the princess from the dragon.
Cesur şövalye prensesi ejderhadan kurtardı.

gracious

/ˈɡreɪ.ʃəs/

(adjective) nazik, zarif, lütufkar;

(exclamation) aman Tanrım, hay Allah

Örnek:

She was a gracious host, making everyone feel welcome.
Herkesi hoş karşılayan nazik bir ev sahibiydi.

prudent

/ˈpruː.dənt/

(adjective) ihtiyatlı, tedbirli, akıllı

Örnek:

It's always prudent to save money for a rainy day.
Zor günler için para biriktirmek her zaman ihtiyatlıdır.

amicable

/ˈæm.ɪ.kə.bəl/

(adjective) dostane, samimi

Örnek:

They reached an amicable agreement after a long discussion.
Uzun bir tartışmadan sonra dostane bir anlaşmaya vardılar.

benevolent

/bəˈnev.əl.ənt/

(adjective) hayırsever, iyiliksever, cömert

Örnek:

The benevolent king was loved by all his subjects.
Hayırsever kral tüm tebaası tarafından seviliyordu.

lukewarm

/ˈluːk.wɔːrm/

(adjective) ılık, ilgisiz

Örnek:

She took a bath in lukewarm water.
Ilık suda banyo yaptı.

melodramatic

/ˌmel.ə.drəˈmæt̬.ɪk/

(adjective) melodramatik, abartılı, aşırı duygusal

Örnek:

Her reaction to the spilled milk was a bit melodramatic.
Dökülen süte verdiği tepki biraz melodramatikti.

negligent

/ˈneɡ.lə.dʒənt/

(adjective) ihmalkar, dikkatsiz

Örnek:

The company was found to be negligent in its safety procedures.
Şirketin güvenlik prosedürlerinde ihmalkar olduğu tespit edildi.

disdainful

/dɪsˈdeɪn.fəl/

(adjective) küçümseyici, hor gören

Örnek:

She gave him a disdainful look, as if he were beneath her notice.
Ona küçümseyici bir bakış attı, sanki dikkatini hak etmiyormuş gibi.

fickle

/ˈfɪk.əl/

(adjective) değişken, istikrarsız

Örnek:

The weather here is notoriously fickle.
Buradaki hava kötü şöhretli bir şekilde değişken.

morose

/məˈroʊs/

(adjective) somurtkan, kasvetli

Örnek:

He was morose after losing the game.
Maçı kaybettikten sonra somurtkandı.

sullen

/ˈsʌl.ən/

(adjective) somurtkan, kasvetli, huysuz

Örnek:

The child was sullen after being told he couldn't have ice cream.
Çocuk, dondurma alamayacağı söylendikten sonra somurttu.

egoistic

/ˌiː.ɡoʊˈɪs.tɪk/

(adjective) bencil, egoist

Örnek:

His egoistic behavior made him unpopular among his colleagues.
Bencil davranışları onu meslektaşları arasında sevilmeyen biri yaptı.

ungracious

/ʌnˈɡreɪ.ʃəs/

(adjective) kaba, nankör, nezaketsiz

Örnek:

His ungracious reply offended everyone.
Onun kaba cevabı herkesi gücendirdi.

callous

/ˈkæl.əs/

(adjective) duygusuz, kalpsiz, acımasız

Örnek:

The callous remarks of the critic hurt the artist deeply.
Eleştirmenin duygusuz sözleri sanatçıyı derinden yaraladı.

blunt

/blʌnt/

(adjective) kör, keskin olmayan, dobra;

(verb) köreltmek, azaltmak

Örnek:

This knife is too blunt to cut the tomatoes.
Bu bıçak domatesleri kesmek için çok kör.

cynical

/ˈsɪn.ɪ.kəl/

(adjective) kinik, şüpheci

Örnek:

He has a very cynical view of politics.
Siyasete karşı çok kinik bir bakış açısı var.

obstinate

/ˈɑːb.stə.nət/

(adjective) inatçı, dik kafalı

Örnek:

He was obstinate in his refusal to admit he was wrong.
Yanlış olduğunu kabul etmeyi inatla reddetti.

malicious

/məˈlɪʃ.əs/

(adjective) kötü niyetli, hain, zararlı

Örnek:

He was accused of spreading malicious rumors.
Kötü niyetli dedikodular yaymakla suçlandı.

bigoted

/ˈbɪɡ.ə.t̬ɪd/

(adjective) bağnaz, önyargılı

Örnek:

His bigoted remarks offended many people.
Onun bağnaz yorumları birçok kişiyi gücendirdi.

sly

/slaɪ/

(adjective) sinsi, kurnaz, gizli

Örnek:

He gave a sly grin as he hid the candy.
Şekerleri saklarken sinsi bir şekilde sırıttı.

upright

/ˈʌp.raɪt/

(adjective) dik, dikey, dürüst;

(adverb) dik olarak, dikey olarak;

(noun) dik piyano

Örnek:

The pole stood upright in the ground.
Direk yerde dik duruyordu.

giddy

/ˈɡɪd.i/

(adjective) baş dönmesi olan, sersemlemiş, neşeli

Örnek:

She felt giddy after spinning around so quickly.
Çok hızlı döndükten sonra baş dönmesi hissetti.

staunch

/stɑːntʃ/

(adjective) sadık, sağlam, istikrarlı;

(verb) durdurmak, kesmek, önlemek

Örnek:

He is a staunch supporter of the team.
Takımın sadık bir destekçisidir.

winsome

/ˈwɪn.səm/

(adjective) çekici, sevimli, hoş

Örnek:

Her winsome smile charmed everyone she met.
Onun çekici gülümsemesi tanıştığı herkesi büyüledi.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren