Avatar of Vocabulary Set Arıza

IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 8-9) İçinde Arıza Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 8-9)' içinde 'Arıza' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

hand-to-mouth

/ˌhænd.təˈmaʊθ/

(adjective) kıt kanaat, zar zor geçinen

Örnek:

Many families in the region live a hand-to-mouth existence.
Bölgedeki birçok aile kıt kanaat geçiniyor.

abortive

/əˈbɔːr.t̬ɪv/

(adjective) başarısız, yarım kalmış, tamamlanmamış

Örnek:

The rebels made an abortive attempt to overthrow the government.
İsyancılar hükümeti devirmek için başarısız bir girişimde bulundu.

unprosperous

/ʌnˈprɑːspərəs/

(adjective) başarısız, talihsiz

Örnek:

The small business remained unprosperous despite their best efforts.
Küçük işletme, tüm çabalarına rağmen başarısız kaldı.

ill-fated

/ˌɪlˈfeɪ.tɪd/

(adjective) talihsiz, uğursuz

Örnek:

The ill-fated expedition ended in disaster.
Talihsiz keşif gezisi felaketle sonuçlandı.

bungled

/ˈbʌŋ.ɡəld/

(verb) beceriksizce yaptı, berbat etti;

(adjective) beceriksizce yapılmış, berbat

Örnek:

The police bungled the investigation, allowing the suspect to escape.
Polis soruşturmayı berbat etti ve şüphelinin kaçmasına izin verdi.

unavailing

/ˌʌn.əˈveɪ.lɪŋ/

(adjective) boşuna, faydasız, işe yaramaz

Örnek:

All their efforts to save the drowning man proved unavailing.
Boğulan adamı kurtarmak için tüm çabaları boşa çıktı.

destitute

/ˈdes.tə.tuːt/

(adjective) yoksul, muhtaç, yoksun

Örnek:

The war left thousands of people destitute.
Savaş binlerce insanı yoksul bıraktı.

indigent

/ˈɪn.dɪ.dʒənt/

(adjective) muhtaç, yoksul;

(noun) muhtaç, yoksul

Örnek:

The charity provides food and shelter for indigent families.
Hayır kurumu muhtaç ailelere yiyecek ve barınak sağlıyor.

backfire

/ˌbækˈfaɪr/

(verb) ters tepmek, geri tepmek, patlama yapmak;

(noun) geri tepme, patlama

Örnek:

His plan to surprise her backfired when she found out beforehand.
Onu şaşırtma planı, o önceden öğrendiğinde ters tepti.

blunder

/ˈblʌn.dɚ/

(noun) hata, gaf;

(verb) hata yapmak, beceriksizce hareket etmek

Örnek:

The government made a serious blunder in its economic policy.
Hükümet ekonomi politikasında ciddi bir hata yaptı.

bungle

/ˈbʌŋ.ɡəl/

(verb) beceriksizce yapmak, elinden geleni yapmak;

(noun) hata, fiyasko

Örnek:

The police bungled the investigation.
Polis soruşturmayı beceriksizce yürüttü.

fizzle

/ˈfɪz.əl/

(verb) fısıldamak, köpürmek, sönmek;

(noun) fısıltı, sönme

Örnek:

The firework fizzled out instead of exploding.
Havai fişek patlamak yerine fısıldayarak söndü.

languish

/ˈlæŋ.ɡwɪʃ/

(verb) çile çekmek, sürünmek, solmak

Örnek:

The prisoners languished in the dungeon for years.
Mahkumlar yıllarca zindanda çile çekti.

fold

/foʊld/

(verb) katlamak, batmak, kapanmak;

(noun) kat, kıvrım, sürü

Örnek:

She carefully folded the letter and put it in an envelope.
Mektubu dikkatlice katladı ve bir zarfa koydu.

underperform

/ˌʌndərˈpərˌfɔːrm/

(verb) beklenenin altında performans göstermek, yetersiz kalmak

Örnek:

The company's stock continued to underperform in the market.
Şirketin hisse senedi piyasada beklenenin altında performans göstermeye devam etti.

relinquish

/rɪˈlɪŋ.kwɪʃ/

(verb) vazgeçmek, feragat etmek

Örnek:

He was forced to relinquish control of the company.
Şirketin kontrolünü bırakmak zorunda kaldı.

fumble

/ˈfʌm.bəl/

(verb) beceriksizce yapmak, aramaya çalışmak, kekelemek;

(noun) hata, beceriksizlik

Örnek:

He tried to catch the ball but fumbled it.
Topu yakalamaya çalıştı ama beceriksizce düşürdü.

misfire

/ˌmɪsˈfaɪr/

(verb) ateş almamak, patlamamak, ters tepmek;

(noun) ateş almama, patlamama, fiyasko

Örnek:

The old rifle tended to misfire frequently.
Eski tüfek sık sık ateş almıyordu.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren