IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 6-7) İçinde Hastalıklar ve Belirtiler Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 6-7)' içinde 'Hastalıklar ve Belirtiler' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /ˈnɑː.ʒə/
(noun) mide bulantısı, tiksinme, iğrenme
Örnek:
She experienced severe nausea after taking the medication.
İlacı aldıktan sonra şiddetli mide bulantısı yaşadı.
/fəˈtiːɡ/
(noun) yorgunluk, bitkinlik, yıpranma;
(verb) yormak, bitkin düşürmek
Örnek:
The doctor diagnosed her with chronic fatigue.
Doktor ona kronik yorgunluk teşhisi koydu.
/ˈblɪs.tɚ/
(noun) kabarcık, su toplaması, şişlik;
(verb) kabarmak, su toplamak
Örnek:
The new shoes gave her a painful blister on her heel.
Yeni ayakkabılar topuğunda ağrılı bir kabarcık oluşturdu.
/ˌdaɪ.əˈriː.ə/
(noun) ishal
Örnek:
He suffered from severe diarrhea after eating contaminated food.
Kontamine gıda yedikten sonra şiddetli ishal geçirdi.
/ˌɪn.fləˈmeɪ.ʃən/
(noun) iltihap, enflamasyon
Örnek:
The doctor diagnosed inflammation in her knee.
Doktor dizinde iltihap teşhisi koydu.
/ˈeɪl.mənt/
(noun) rahatsızlık, hastalık, dert
Örnek:
She suffered from a minor stomach ailment.
Hafif bir mide rahatsızlığı vardı.
/ˌdiː.haɪˈdreɪ.ʃən/
(noun) dehidrasyon, sıvı kaybı, kurutma
Örnek:
Symptoms of dehydration include thirst, dry mouth, and fatigue.
Dehidrasyon belirtileri arasında susuzluk, ağız kuruluğu ve yorgunluk bulunur.
/ˈæz.mə/
(noun) astım
Örnek:
She has suffered from asthma since childhood.
Çocukluğundan beri astım hastası.
/ɪnˈsɑːm.ni.ə/
(noun) uykusuzluk
Örnek:
She suffered from severe insomnia, often staying awake all night.
Şiddetli uykusuzluktan muzdaripti, sık sık bütün gece uyanık kalırdı.
/ˌeɪtʃ.aɪˈviː/
(abbreviation) HIV
Örnek:
Early detection of HIV is crucial for effective treatment.
HIV'in erken teşhisi, etkili tedavi için çok önemlidir.
/ˈsiː.ʒɚ/
(noun) nöbet, kriz, el koyma
Örnek:
The patient suffered a severe epileptic seizure.
Hasta şiddetli bir epileptik nöbet geçirdi.
/ˈred zoʊn/
(noun) kırmızı bölge, tehlike bölgesi, kritik bölge
Örnek:
The offense moved the ball into the red zone, hoping to score a touchdown.
Hücum, topu kırmızı bölgeye taşıdı, touchdown yapmayı umuyordu.