Avatar of Vocabulary Set Olumsuz insan özellikleri

IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 6-7) İçinde Olumsuz insan özellikleri Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 6-7)' içinde 'Olumsuz insan özellikleri' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

fanatical

/fəˈnæt̬.ɪ.kəl/

(adjective) fanatik, takıntılı

Örnek:

He is a fanatical supporter of the local football team.
Yerel futbol takımının fanatik bir taraftarıdır.

garrulous

/ˈɡer.əl.əs/

(adjective) geveze, konuşkan

Örnek:

The garrulous old man told us stories for hours.
Geveze yaşlı adam bize saatlerce hikayeler anlattı.

self-centered

/ˌselfˈsen.tərd/

(adjective) bencil, benmerkezci

Örnek:

His self-centered attitude made it difficult for him to work in a team.
Bencil tavrı, takımda çalışmasını zorlaştırdı.

indecisive

/ˌɪn.dɪˈsaɪ.sɪv/

(adjective) kararsız, tereddütlü, belirsiz

Örnek:

He's very indecisive about what to order for dinner.
Akşam yemeği için ne sipariş edeceği konusunda çok kararsız.

closed-minded

/ˌkloʊzdˈmaɪn.dɪd/

(adjective) dar görüşlü, bağnaz

Örnek:

He is so closed-minded that he refuses to listen to any alternative suggestions.
O kadar dar görüşlü ki alternatif önerileri dinlemeyi reddediyor.

mistrustful

/ˌmɪsˈtrʌst.fəl/

(adjective) güvensiz, şüpheci

Örnek:

She was mistrustful of strangers.
Yabancılara karşı güvensizdi.

indolent

/ˈɪn.dəl.ənt/

(adjective) tembel, miskin

Örnek:

An indolent person often prefers to relax rather than work.
Tembel bir kişi genellikle çalışmaktansa dinlenmeyi tercih eder.

incompetent

/ɪnˈkɑːm.pə.t̬ənt/

(adjective) beceriksiz, yetersiz;

(noun) beceriksiz kimse, yetersiz kişi

Örnek:

The company fired the incompetent manager after the project failed.
Proje başarısız olduktan sonra şirket beceriksiz müdürü işten çıkardı.

narrow-minded

/ˌner.oʊˈmaɪn.dɪd/

(adjective) dar görüşlü, bağnaz

Örnek:

His narrow-minded views on immigration caused a lot of debate.
Göç konusundaki dar görüşlü fikirleri çok tartışmaya neden oldu.

ruthless

/ˈruːθ.ləs/

(adjective) acımasız, merhametsiz

Örnek:

The dictator was ruthless in his pursuit of power.
Diktatör, güç peşinde koşarken acımasızdı.

distrustful

/dɪˈstrʌst.fəl/

(adjective) güvensiz, şüpheci

Örnek:

She was distrustful of strangers.
Yabancılara karşı güvensizdi.

pretentious

/prɪˈten.ʃəs/

(adjective) gösterişçi, kendini beğenmiş

Örnek:

The novel was a bit too pretentious for my taste.
Roman benim zevkime göre biraz fazla gösterişliydi.

unruly

/ʌnˈruː.li/

(adjective) başıboş, asi, yola gelmez

Örnek:

The teacher struggled to manage the unruly classroom.
Öğretmen başıboş sınıfla başa çıkmakta zorlandı.

vain

/veɪn/

(adjective) kibirli, boş, faydasız

Örnek:

She is so vain that she spends hours looking at herself in the mirror.
O kadar kibirli ki, saatlerce aynada kendine bakıyor.

insufferable

/ɪnˈsʌf.ɚ.ə.bəl/

(adjective) dayanılmaz, çekilmez

Örnek:

The heat in the desert was insufferable.
Çöldeki sıcaklık dayanılmazdı.

apathetic

/ˌæp.əˈθet̬.ɪk/

(adjective) ilgisiz, kayıtsız

Örnek:

Young people are often accused of being apathetic about politics.
Gençler genellikle siyasete karşı ilgisiz olmakla suçlanıyor.

bossy

/ˈbɑː.si/

(adjective) patronluk taslayan, otoriter

Örnek:

My older sister is so bossy, always telling me to clean my room.
Ablam çok patronluk taslıyor, hep odamı temizlememi söylüyor.

skeptical

/ˈskep.tɪ.kəl/

(adjective) şüpheci, kuşkulu

Örnek:

She was skeptical about his claims of winning the lottery.
Piyangoyu kazandığı iddialarına karşı şüpheciydi.

disorganized

/dɪˈsɔːr.ɡə.naɪzd/

(adjective) düzensiz, dağınık, pasaklı

Örnek:

His desk is always so disorganized, I can never find anything on it.
Masası her zaman çok dağınık, üzerinde hiçbir şey bulamıyorum.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren