IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 6-7) İçinde Jeoloji Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 6-7)' içinde 'Jeoloji' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /krʌst/
(noun) kabuk, ekmek kabuğu, tabaka;
(verb) kabuk bağlamak, sertleşmek
Örnek:
He cut the crust off his sandwich.
Sandviçinin kabuğunu kesti.
/ˈsed.ə.mənt/
(noun) tortu, çökelti, tortul
Örnek:
There was a thick layer of sediment at the bottom of the old wine bottle.
Eski şarap şişesinin dibinde kalın bir tortu tabakası vardı.
/ɪˈroʊ.ʒən/
(noun) erozyon, aşınma, azalma
Örnek:
Soil erosion is a major problem in many agricultural areas.
Toprak erozyonu birçok tarım bölgesinde büyük bir sorundur.
/ˈstreɪt̬.əm/
(noun) tabaka, katman, sosyal tabaka
Örnek:
Geologists studied the different strata of rock to understand the Earth's history.
Jeologlar, Dünya'nın tarihini anlamak için farklı kaya tabakalarını inceledi.
/ˌmɪn.əˈræl.ə.dʒi/
(noun) mineraloji
Örnek:
She decided to specialize in mineralogy during her second year of geology studies.
Jeoloji eğitiminin ikinci yılında mineraloji alanında uzmanlaşmaya karar verdi.
/pəˈtrɑː.lə.dʒi/
(noun) petroloji
Örnek:
She decided to specialize in petrology to better understand volcanic formations.
Volkanik oluşumları daha iyi anlamak için petroloji alanında uzmanlaşmaya karar verdi.
/stə.ˈlæk.taɪt/
(noun) sarkıt
Örnek:
The cave was adorned with numerous glistening stalactites.
Mağara, sayısız parıldayan sarkıtla süslenmişti.
/stə.ˈlæɡ.maɪt/
(noun) dikit
Örnek:
The cave was filled with impressive stalagmites and stalactites.
Mağara etkileyici dikitler ve sarkıtlarla doluydu.
/ˈiː.ɑːn/
(noun) asır, devir, sonsuzluk
Örnek:
It felt like eons since we last saw each other.
Birbirimizi son gördüğümüzden beri asırlar geçmiş gibi geldi.
/pænˈdʒiː.ə/
(noun) Pangea
Örnek:
Scientists believe that all the continents were once joined together in a single landmass called Pangea.
Bilim insanları, tüm kıtaların bir zamanlar Pangea adı verilen tek bir kara kütlesi halinde birleşmiş olduğuna inanıyor.
/ɡɒndˈwɑːnəˌlænd/
(noun) Gondwanaland, Gondwana
Örnek:
Scientists believe that South America and Africa were once part of Gondwanaland.
Bilim insanları Güney Amerika ve Afrika'nın bir zamanlar Gondwanaland'in bir parçası olduğuna inanıyor.
/lɔːˈreɪ.ʒə/
(noun) Lavrasya
Örnek:
During the Mesozoic era, the supercontinent Pangea split into Laurasia and Gondwana.
Mezozoik zaman boyunca süper kıta Pangea, Lavrasya ve Gondvana olarak ikiye ayrıldı.
/ˈhaɪ.droʊ.sfɪr/
(noun) hidrosfer, su küre
Örnek:
The hydrosphere includes all the water on the planet, from oceans to glaciers.
Hidrosfer, okyanuslardan buzullara kadar gezegendeki tüm suları içerir.
/ˌsuː.pɚ.pəˈzɪʃ.ən/
(noun) süperpozisyon, üst üste binme, kuantum süperpozisyonu
Örnek:
The map was created by the superposition of several different data layers.
Harita, birkaç farklı veri katmanının üst üste binmesiyle oluşturuldu.
/ˈaʊt.krɑːp/
(noun) yüzeyleme, mostra;
(verb) yüzeye çıkmak, mostra vermek
Örnek:
The hikers rested on a rocky outcrop overlooking the valley.
Yürüyüşçüler vadiye bakan kayalık bir yüzeyde dinlendiler.
/ˈbed.rɑːk/
(noun) temel, esas, ana kaya
Örnek:
Honesty is the bedrock of any healthy relationship.
Dürüstlük, her sağlıklı ilişkinin temelidir.
/ˈmæn.təl/
(noun) pelerin, manto, sorumluluk;
(verb) örtmek, kaplamak
Örnek:
She wrapped herself in a warm wool mantle.
Kendini sıcak bir yün pelerine sardı.