Avatar of Vocabulary Set Film ve Tiyatro

IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 6-7) İçinde Film ve Tiyatro Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 6-7)' içinde 'Film ve Tiyatro' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

audition

/ɑːˈdɪʃ.ən/

(noun) seçme, deneme;

(verb) seçmelere katılmak, deneme yapmak

Örnek:

She prepared for her singing audition all week.
Tüm hafta şarkı seçmeleri için hazırlandı.

adaptation

/ˌæd.əpˈteɪ.ʃən/

(noun) adaptasyon, uyum, uyarlama

Örnek:

The adaptation of the species to the new environment was slow.
Türün yeni ortama adaptasyonu yavaştı.

spoiler alert

/ˈspɔɪ.lər əˌlɜːrt/

(exclamation) spoiler uyarısı, sürprizbozan uyarısı;

(noun) spoiler uyarısı, sürprizbozan uyarısı

Örnek:

Spoiler alert: The main character dies at the end of the movie.
Spoiler uyarısı: Ana karakter filmin sonunda ölüyor.

spoiler

/ˈspɔɪ.lɚ/

(noun) spoiler, rüzgarlık, keyif kaçıran

Örnek:

Please don't give away any spoilers for the new movie.
Lütfen yeni film için herhangi bir spoiler verme.

premiere

/prɪˈmɪr/

(noun) prömiyer, ilk gösterim;

(verb) prömiyer yapmak, ilk kez göstermek

Örnek:

The film had its grand premiere in Hollywood.
Filmin büyük prömiyeri Hollywood'da yapıldı.

sequel

/ˈsiː.kwəl/

(noun) devam filmi, devam, sonuç

Örnek:

The movie is a sequel to last year's blockbuster hit.
Film, geçen yılki gişe rekorları kıran filmin bir devamıdır.

trilogy

/ˈtrɪl.ə.dʒi/

(noun) üçleme

Örnek:

The Lord of the Rings is a famous trilogy.
Yüzüklerin Efendisi ünlü bir üçlemedir.

blooper

/ˈbluː.pɚ/

(noun) çekim hatası, gaf

Örnek:

The DVD includes a blooper reel showing the actors laughing during serious scenes.
DVD, oyuncuların ciddi sahnelerde güldüğünü gösteren bir çekim hatası videosu içeriyor.

montage

/ˈmɑːn.tɑːʒ/

(noun) montaj, fotomontaj, kolaj

Örnek:

The film opened with a powerful montage of historical events.
Film, tarihi olayların güçlü bir montajı ile başladı.

reel

/riːl/

(noun) makara, bobin, reel;

(verb) sendelmek, yalpalamak, sarmak

Örnek:

The fishing line was wound tightly on the reel.
Misina makaraya sıkıca sarılmıştı.

prequel

/ˈpriː.kwəl/

(noun) ön bölüm, önceki hikaye

Örnek:

The new film is a prequel to the popular fantasy series.
Yeni film, popüler fantastik serinin bir ön bölümüdür.

spin-off

/ˈspɪn.ɔf/

(noun) yan ürün, türev, yan kuruluş

Örnek:

The new TV series is a spin-off from a popular movie.
Yeni TV dizisi popüler bir filmin yan ürünüdür.

voice-over

/ˈvɔɪs.oʊ.vər/

(noun) seslendirme, dış ses

Örnek:

The documentary used a powerful voice-over to tell the story.
Belgesel, hikayeyi anlatmak için güçlü bir seslendirme kullandı.

green screen

/ɡriːn skriːn/

(noun) yeşil ekran

Örnek:

The actors performed in front of a green screen to create the space scene.
Aktörler uzay sahnesini oluşturmak için bir yeşil ekran önünde performans sergilediler.

footage

/ˈfʊt̬.ɪdʒ/

(noun) görüntü, çekim

Örnek:

The news channel showed exclusive footage of the event.
Haber kanalı etkinliğin özel görüntülerini yayınladı.

box office

/ˈbɑːks ˌɔː.fɪs/

(noun) gişe, bilet gişesi, hasılat

Örnek:

I bought my tickets at the box office.
Biletlerimi gişeden aldım.

slasher

/ˈslæʃ.ɚ/

(noun) slasher filmi, kesici, azaltıcı

Örnek:

The new horror movie is a classic slasher film.
Yeni korku filmi klasik bir slasher filmi.

sitcom

/ˈsɪt.kɑːm/

(noun) sitcom, durum komedisi

Örnek:

My favorite sitcom is about a group of friends living in New York City.
En sevdiğim sitcom, New York'ta yaşayan bir grup arkadaş hakkında.

black comedy

/ˌblæk ˈkɑː.mə.di/

(noun) kara komedi

Örnek:

The director is known for his dark humor and often creates black comedies.
Yönetmen, kara mizahıyla tanınır ve sık sık kara komediler yapar.

melodrama

/ˈmel.əˌdræm.ə/

(noun) melodram, abartılı duygusallık, dramatiklik

Örnek:

The play was a classic melodrama, full of heroes, villains, and damsels in distress.
Oyun, kahramanlar, kötü adamlar ve tehlikede olan genç kızlarla dolu klasik bir melodramdı.

hollywood

/ˈhɑː.li.wʊd/

(noun) Hollywood, Amerikan film endüstrisi

Örnek:

Many aspiring actors move to Hollywood to pursue their dreams.
Birçok hevesli oyuncu hayallerini gerçekleştirmek için Hollywood'a taşınır.

Bollywood

/ˈbɑː.li.wʊd/

(noun) Bollywood

Örnek:

She dreams of becoming a star in Bollywood.
Bollywood'da yıldız olmayı hayal ediyor.

Nollywood

/ˈnɑːl.i.wʊd/

(noun) Nollywood, Nijerya film endüstrisi

Örnek:

Nollywood has become a major cultural force in Africa and beyond.
Nollywood, Afrika'da ve ötesinde önemli bir kültürel güç haline geldi.

screening

/ˈskriː.nɪŋ/

(noun) gösterim, tarama, eleme

Örnek:

There will be a special screening of the documentary tonight.
Bu akşam belgeselin özel bir gösterimi olacak.

heroine

/ˈher.oʊ.ɪn/

(noun) kadın kahraman, başrol oyuncusu, başrol kadın oyuncusu

Örnek:

She was hailed as a national heroine for her bravery.
Cesareti nedeniyle ulusal bir kahraman olarak selamlandı.

villain

/ˈvɪl.ən/

(noun) kötü adam, hain, suçlu

Örnek:

The superhero finally defeated the villain.
Süper kahraman sonunda kötü adamı yendi.

screenplay

/ˈskriːn.pleɪ/

(noun) senaryo, film senaryosu

Örnek:

The director is currently reviewing the final screenplay.
Yönetmen şu anda son senaryoyu inceliyor.

critique

/krɪˈtiːk/

(noun) eleştiri, değerlendirme;

(verb) eleştirmek, değerlendirmek

Örnek:

The professor provided a thorough critique of the student's essay.
Profesör, öğrencinin denemesine kapsamlı bir eleştiri sundu.

scenario

/səˈner.i.oʊ/

(noun) senaryo, kurgu, durum

Örnek:

The director approved the final scenario for the film.
Yönetmen filmin son senaryosunu onayladı.

twist

/twɪst/

(verb) bükmek, çarpıtmak, kıvrılmak;

(noun) bükme, dönüş, sürpriz

Örnek:

She twisted her hair into a bun.
Saçını topuz yaptı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren