Avatar of Vocabulary Set Olumlu duygular

IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 5) İçinde Olumlu duygular Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 5)' içinde 'Olumlu duygular' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

happiness

/ˈhæp.i.nəs/

(noun) mutluluk, sevinç

Örnek:

Her face lit up with pure happiness.
Yüzü saf mutlulukla parladı.

joy

/dʒɔɪ/

(noun) neşe, sevinç, neşe kaynağı;

(verb) sevinmek, neşe duymak

Örnek:

She felt a surge of joy when she saw her children.
Çocuklarını görünce bir sevinç dalgası hissetti.

hopefulness

/ˈhoʊp.fəl.nəs/

(noun) umut, iyimserlik

Örnek:

There was a sense of hopefulness in the air after the announcement.
Açıklamadan sonra havada bir umut havası vardı.

inspiration

/ˌɪn.spəˈreɪ.ʃən/

(noun) ilham, esin, fikir

Örnek:

His artwork is a great source of inspiration for young artists.
Sanat eseri genç sanatçılar için büyük bir ilham kaynağıdır.

pleasure

/ˈpleʒ.ɚ/

(noun) zevk, keyif, keyif veren şey;

(verb) memnun etmek, hoşnut etmek

Örnek:

She takes great pleasure in her work.
İşinden büyük keyif alıyor.

excitement

/ɪkˈsaɪt.mənt/

(noun) heyecan, coşku

Örnek:

The children were filled with excitement as they opened their presents.
Çocuklar hediyelerini açarken heyecan doluydu.

enthusiasm

/ɪnˈθuː.zi.æz.əm/

(noun) heves, coşku

Örnek:

She showed great enthusiasm for her new project.
Yeni projesine büyük bir heves gösterdi.

gratitude

/ˈɡræt̬.ə.tuːd/

(noun) minnettarlık, şükran

Örnek:

She expressed her deep gratitude for their support.
Destekleri için derin minnettarlığını dile getirdi.

love

/lʌv/

(noun) aşk, sevgi, sevgili;

(verb) sevmek, aşık olmak, çok sevmek

Örnek:

Their love for each other was evident to everyone.
Birbirlerine olan aşkları herkes için aşikardı.

delight

/dɪˈlaɪt/

(noun) keyif, zevk, neşe;

(verb) sevindirmek, memnun etmek, keyif vermek

Örnek:

The children squealed with delight when they saw the presents.
Çocuklar hediyeleri görünce sevinçle çığlık attılar.

peace

/piːs/

(noun) huzur, sükunet, barış;

(exclamation) huzur

Örnek:

She found peace in the quiet countryside.
Sakin kırsalda huzur buldu.

enjoyment

/ɪnˈdʒɔɪ.mənt/

(noun) keyif, zevk

Örnek:

She gets a lot of enjoyment from reading.
Okumaktan çok keyif alıyor.

admiration

/ˌæd.məˈreɪ.ʃən/

(noun) hayranlık, takdir

Örnek:

She looked at him with admiration.
Ona hayranlıkla baktı.

comfort

/ˈkʌm.fɚt/

(noun) konfor, rahatlık, teselli;

(verb) teselli etmek, rahatlatmak

Örnek:

She found comfort in the soft armchair.
Yumuşak koltukta rahatlık buldu.

cheerfulness

/ˈtʃɪr.fəl.nəs/

(noun) neşe, canlılık

Örnek:

Her natural cheerfulness made everyone in the room feel better.
Onun doğal neşesi odadaki herkesin daha iyi hissetmesini sağladı.

optimism

/ˈɑːp.tə.mɪ.zəm/

(noun) iyimserlik

Örnek:

Despite the challenges, she maintained her optimism.
Zorluklara rağmen iyimserliğini korudu.

thrill

/θrɪl/

(noun) heyecan, coşku, gerilim;

(verb) heyecanlandırmak, coşturmak, mest etmek

Örnek:

The roller coaster gave me a real thrill.
Hız treni bana gerçek bir heyecan verdi.

laughter

/ˈlæf.tɚ/

(noun) kahkaha, gülüş

Örnek:

Her eyes sparkled with laughter.
Gözleri kahkahayla parlıyordu.

wonder

/ˈwʌn.dɚ/

(noun) hayranlık, harika, mucize;

(verb) merak etmek, şaşırmak, hayran kalmak

Örnek:

The Grand Canyon filled them with wonder.
Büyük Kanyon onları hayranlıkla doldurdu.

security

/səˈkjʊr.ə.t̬i/

(noun) güvenlik, emniyet, koruma

Örnek:

The new alarm system provides enhanced security for the building.
Yeni alarm sistemi bina için gelişmiş güvenlik sağlıyor.

cheer

/tʃɪr/

(noun) tezahürat, alkış;

(verb) tezahürat yapmak, alkışlamak, neşelendirmek

Örnek:

The crowd gave a loud cheer when the team scored.
Takım gol attığında kalabalık yüksek sesle tezahürat yaptı.

hope

/hoʊp/

(noun) umut, beklenti;

(verb) umut etmek, dilemek

Örnek:

She has high hopes for her future.
Geleceği için büyük umutları var.

fulfillment

/fʊlˈfɪl.mənt/

(noun) gerçekleşme, yerine getirme, karşılama

Örnek:

The fulfillment of her lifelong dream brought her immense joy.
Hayat boyu süren hayalinin gerçekleşmesi ona büyük bir sevinç getirdi.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren