Avatar of Vocabulary Set Duygusal durum

IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 5) İçinde Duygusal durum Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 5)' içinde 'Duygusal durum' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

tired

/taɪrd/

(adjective) yorgun, bitkin, bıkmış

Örnek:

I'm so tired, I could sleep for a week.
Çok yorgunum, bir hafta uyuyabilirim.

moody

/ˈmuː.di/

(adjective) huysuz, karamsar, kasvetli

Örnek:

He's been very moody lately, laughing one minute and angry the next.
Son zamanlarda çok huysuz, bir dakika gülüyor bir dakika sinirleniyor.

exhausted

/ɪɡˈzɑː.stɪd/

(adjective) bitkin, yorgun;

(past participle) tükenmiş, bitmiş

Örnek:

After running the marathon, she was completely exhausted.
Maratonu koştuktan sonra tamamen bitkin düşmüştü.

bored

/bɔːrd/

(adjective) sıkılmış, canı sıkkın

Örnek:

I'm so bored, there's nothing to do.
Çok sıkıldım, yapacak hiçbir şey yok.

annoyed

/əˈnɔɪd/

(adjective) sinirli, rahatsız olmuş

Örnek:

She was annoyed by the constant noise from her neighbors.
Komşularından gelen sürekli gürültüden rahatsız olmuştu.

depressed

/dɪˈprest/

(adjective) depresif, morali bozuk, durgun

Örnek:

She felt deeply depressed after losing her job.
İşini kaybettikten sonra derinden depresyona girdi.

worried

/ˈwɝː.id/

(adjective) endişeli, kaygılı

Örnek:

She was worried about her son's health.
Oğlunun sağlığı konusunda endişeliydi.

upset

/ʌpˈset/

(verb) üzmek, keyfini kaçırmak, devirmek;

(adjective) üzgün, keyifsiz, bozuk;

(noun) sürpriz, bozgun

Örnek:

The news really upset her.
Haber onu gerçekten üzdü.

angry

/ˈæŋ.ɡri/

(adjective) kızgın, öfkeli

Örnek:

She was very angry about the decision.
Karar hakkında çok kızgındı.

stressed

/strest/

(adjective) stresli, gergin;

(past participle) vurgulu, tonlu

Örnek:

She felt very stressed after the exam.
Sınavdan sonra çok stresli hissetti.

short-tempered

/ˌʃɔːrtˈtem.pɚd/

(adjective) çabuk öfkelenen, aksi

Örnek:

He is a short-tempered man who shouts at everyone.
O, herkese bağıran çabuk öfkelenen bir adam.

discouraged

/dɪˈskɝː.ɪdʒd/

(adjective) cesareti kırılmış, yüreği burkulmuş

Örnek:

She felt discouraged after failing the exam.
Sınavda başarısız olduktan sonra cesareti kırıldı.

disappointed

/ˌdɪs.əˈpɔɪn.t̬ɪd/

(adjective) hayal kırıklığına uğramış, üzgün

Örnek:

She was deeply disappointed with her exam results.
Sınav sonuçlarından derinlemesine hayal kırıklığına uğramıştı.

sad

/sæd/

(adjective) üzgün, hüzünlü, üzücü

Örnek:

She felt sad after hearing the news.
Haberi duyduktan sonra üzgün hissetti.

shocked

/ʃɑːkt/

(adjective) şok olmuş, sarsılmış;

(verb) şok etmek, sarsmak

Örnek:

She was shocked by the news of his sudden death.
Onun ani ölüm haberine şok oldu.

uneasy

/ʌnˈiː.zi/

(adjective) huzursuz, tedirgin, rahatsız

Örnek:

She felt an uneasy silence in the room.
Odada huzursuz bir sessizlik hissetti.

dissatisfied

/ˌdɪsˈsæt̬.əs.faɪd/

(adjective) memnuniyetsiz, hoşnutsuz

Örnek:

Many customers were dissatisfied with the new service.
Birçok müşteri yeni hizmetten memnuniyetsizdi.

ashamed

/əˈʃeɪmd/

(adjective) utanmış, mahcup

Örnek:

She felt deeply ashamed of her behavior at the party.
Partideki davranışlarından dolayı derinden utanıyordu.

lonely

/ˈloʊn.li/

(adjective) yalnız, kimsesiz, ıssız

Örnek:

She felt lonely after moving to a new city.
Yeni bir şehre taşındıktan sonra yalnız hissetti.

terrified

/ˈter.ə.faɪd/

(adjective) korkmuş, dehşete düşmüş

Örnek:

She was terrified of spiders.
Örümceklerden korkuyordu.

horrified

/ˈhɔːr.ə.faɪd/

(adjective) dehşete düşmüş, korkmuş

Örnek:

She was horrified by the news of the accident.
Kaza haberleriyle dehşete düşmüştü.

happy

/ˈhæp.i/

(adjective) mutlu, sevinçli, şanslı

Örnek:

She was very happy with her new car.
Yeni arabasından çok memnundu.

amused

/əˈmjuːzd/

(adjective) eğlenmiş, keyifli

Örnek:

She was highly amused by the clown's antics.
Palyaçonun şakalarına çok eğlenmişti.

excited

/ɪkˈsaɪ.t̬ɪd/

(adjective) heyecanlı, coşkulu

Örnek:

The children were very excited about their trip to the zoo.
Çocuklar hayvanat bahçesi gezileri konusunda çok heyecanlıydı.

satisfied

/ˈsæt̬.ɪs.faɪd/

(adjective) memnun, tatmin olmuş

Örnek:

She felt satisfied with her performance.
Performansından memnun kaldı.

pleased

/pliːzd/

(adjective) memnun, sevinçli, hoşnut

Örnek:

She was very pleased with her new car.
Yeni arabasından çok memnundu.

cheerful

/ˈtʃɪr.fəl/

(adjective) neşeli, şen, keyifli

Örnek:

She always has a cheerful disposition, even on Mondays.
Pazartesileri bile her zaman neşeli bir mizacı vardır.

hopeful

/ˈhoʊp.fəl/

(adjective) umutlu, iyimser;

(noun) umutlu kişi, aday

Örnek:

She felt hopeful about her chances of getting the job.
İşi alma şansları konusunda umutluydu.

grateful

/ˈɡreɪt.fəl/

(adjective) minnettar, şükran duyan

Örnek:

I am so grateful for your help.
Yardımınız için çok minnettarım.

fulfilled

/fʊlˈfɪld/

(adjective) tatmin olmuş, dolu dolu;

(past participle) yerine getirmek, gerçekleştirmek

Örnek:

She felt truly fulfilled after completing the marathon.
Maratonu tamamladıktan sonra gerçekten tatmin olmuş hissetti.

helpless

/ˈhelp.ləs/

(adjective) çaresiz, yardıma muhtaç

Örnek:

The baby was completely helpless in the crib.
Bebek beşiğinde tamamen çaresizdi.

joyful

/ˈdʒɔɪ.fəl/

(adjective) neşeli, sevinçli, mutlu

Örnek:

The children's faces were joyful as they opened their presents.
Çocukların yüzleri hediyelerini açarken neşeliydi.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren