Avatar of Vocabulary Set Astronomi

IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 5) İçinde Astronomi Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 5)' içinde 'Astronomi' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

orbiter

/ˈɔːr.bɪ.-t̬ɚ/

(noun) yörünge aracı

Örnek:

The Mars orbiter sent back high-resolution images of the planet's surface.
Mars yörünge aracı, gezegenin yüzeyinden yüksek çözünürlüklü görüntüler gönderdi.

astrology

/əˈstrɑː.lə.dʒi/

(noun) astroloji

Örnek:

She believes in astrology and checks her horoscope daily.
Astrolojiye inanıyor ve burcunu her gün kontrol ediyor.

satellite

/ˈsæt̬.əl.aɪt/

(noun) uydu, doğal uydu, ay;

(adjective) uydu, bağımlı

Örnek:

The communication satellite relays signals around the globe.
İletişim uydusu sinyalleri dünya çapında aktarır.

universe

/ˈjuː.nə.vɝːs/

(noun) evren, kozmos, dünya

Örnek:

The vastness of the universe is truly awe-inspiring.
Evrenin enginliği gerçekten hayranlık uyandırıcıdır.

galaxy

/ˈɡæl.ək.si/

(noun) galaksi, çok sayıda, kalabalık

Örnek:

Our solar system is part of the Milky Way galaxy.
Güneş sistemimiz Samanyolu galaksisinin bir parçasıdır.

star

/stɑːr/

(noun) yıldız, ünlü, yıldız şekli;

(verb) başrol oynamak, yıldız olmak;

(adjective) yıldız, olağanüstü

Örnek:

The night sky was filled with twinkling stars.
Gece gökyüzü pırıl pırıl yıldızlarla doluydu.

planet

/ˈplæn.ɪt/

(noun) gezegen

Örnek:

Earth is the third planet from the Sun.
Dünya, Güneş'ten üçüncü gezegendir.

sun

/sʌn/

(noun) güneş, güneş ışığı;

(verb) güneşlenmek, güneşe sermek

Örnek:

The sun is shining brightly today.
Güneş bugün parlak bir şekilde parlıyor.

solar system

/ˈsoʊ.lər ˌsɪs.təm/

(noun) güneş sistemi

Örnek:

Our solar system is part of the Milky Way galaxy.
Güneş sistemimiz Samanyolu galaksisinin bir parçasıdır.

orbit

/ˈɔːr.bɪt/

(noun) yörünge, etki alanı, faaliyet alanı;

(verb) yörüngede dönmek, dolaşmak

Örnek:

The Earth revolves around the Sun in an elliptical orbit.
Dünya, eliptik bir yörüngede Güneş etrafında döner.

spacecraft

/ˈspeɪs.kræft/

(noun) uzay aracı, uzay gemisi

Örnek:

The spacecraft successfully landed on Mars.
Uzay aracı Mars'a başarıyla indi.

spacesuit

/ˈspeɪs.suːt/

(noun) uzay giysisi

Örnek:

The astronaut wore a bulky spacesuit during the spacewalk.
Astronot, uzay yürüyüşü sırasında hantal bir uzay giysisi giydi.

shuttle

/ˈʃʌt̬.əl/

(noun) servis, mekik, uzay mekiği;

(verb) mekik dokumak, taşımak

Örnek:

The hotel provides a free shuttle service to the airport.
Otel, havaalanına ücretsiz servis hizmeti sunmaktadır.

rocket

/ˈrɑː.kɪt/

(noun) roket, roka;

(verb) fırlamak, hızla yükselmek

Örnek:

The rocket launched into space with a powerful roar.
Roket güçlü bir kükremeyle uzaya fırlatıldı.

cosmos

/ˈkɑːz.moʊs/

(noun) kozmos, evren, kozmos çiçeği

Örnek:

The ancient Greeks believed in a harmonious cosmos.
Antik Yunanlılar uyumlu bir kozmosa inanıyorlardı.

NASA

/ˈnæs.ə/

(abbreviation) NASA, Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi

Örnek:

NASA successfully launched the new Mars rover.
NASA yeni Mars gezginini başarıyla fırlattı.

moon

/muːn/

(noun) ay, doğal uydu;

(verb) popo göstermek, kıçını açmak, hayranlık duymak

Örnek:

The moon was full and bright in the night sky.
Ay gece gökyüzünde dolunay ve parlaktı.

telescope

/ˈtel.ə.skoʊp/

(noun) teleskop, uzakgörür;

(verb) iç içe geçmek, uzamak, sıkıştırmak

Örnek:

He used a powerful telescope to observe the distant galaxy.
Uzak galaksiyi gözlemlemek için güçlü bir teleskop kullandı.

astronaut

/ˈæs.trə.nɑːt/

(noun) astronot

Örnek:

The astronaut floated weightlessly in space.
Astronot uzayda ağırlıksız bir şekilde süzüldü.

black hole

/ˈblæk hoʊl/

(noun) kara delik, dipsiz kuyu

Örnek:

Scientists are studying the supermassive black hole at the center of our galaxy.
Bilim insanları galaksimizin merkezindeki süper kütleli kara deliği inceliyor.

light year

/ˈlaɪt ˌjɪr/

(noun) ışık yılı, büyük fark

Örnek:

The nearest star to Earth, Proxima Centauri, is about 4.2 light years away.
Dünya'ya en yakın yıldız olan Proxima Centauri, yaklaşık 4,2 ışık yılı uzaklıktadır.

the Milky Way

/ðə ˈmɪlki weɪ/

(noun) Samanyolu

Örnek:

From a dark sky, you can see the Milky Way stretching across.
Karanlık bir gökyüzünden Samanyolu'nun uzandığını görebilirsiniz.

atmosphere

/ˈæt.mə.sfɪr/

(noun) atmosfer, ortam

Örnek:

The Earth's atmosphere protects us from harmful solar radiation.
Dünya'nın atmosferi bizi zararlı güneş radyasyonundan korur.

big bang

/ˈbɪɡ ˈbæŋ/

(noun) Büyük Patlama

Örnek:

The Big Bang theory explains the origin of the universe.
Büyük Patlama teorisi evrenin kökenini açıklar.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren