Avatar of Vocabulary Set Ünite 6: Halk Hikayeleri

8. Sınıf İçinde Ünite 6: Halk Hikayeleri Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'8. Sınıf' içinde 'Ünite 6: Halk Hikayeleri' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

brave

/breɪv/

(adjective) cesur, yürekli;

(verb) meydan okumak, göğüs germek

Örnek:

The brave firefighter rescued the child from the burning building.
Cesur itfaiyeci çocuğu yanan binadan kurtardı.

Buddha

/ˈbʊd.ə/

(noun) Buda, Buda heykeli, Buda resmi

Örnek:

The teachings of Buddha emphasize compassion and mindfulness.
Buda'nın öğretileri şefkat ve farkındalığı vurgular.

cruel

/ˈkruː.əl/

(adjective) zalim, acımasız, ızdırap veren

Örnek:

It was cruel of him to tease the small child.
Küçük çocuğu kızdırması acımasızcaydı.

cunning

/ˈkʌn.ɪŋ/

(adjective) kurnaz, hilekar, zekice;

(noun) kurnazlık, hilekarlık, zekilik

Örnek:

The fox is a cunning animal, known for its clever tricks.
Tilki, zekice hileleriyle bilinen kurnaz bir hayvandır.

dragon

/ˈdræɡ.ən/

(noun) ejderha

Örnek:

The knight fought bravely against the fearsome dragon.
Şövalye, korkunç ejderhaya karşı cesurca savaştı.

emperor

/ˈem.pɚ.ɚ/

(noun) imparator

Örnek:

The Roman Emperor Augustus ruled a vast empire.
Roma İmparatoru Augustus geniş bir imparatorluğu yönetti.

evil

/ˈiː.vəl/

(adjective) kötü, şeytani;

(noun) kötülük, şer

Örnek:

The villain committed many evil deeds.
Kötü adam birçok kötü iş yaptı.

fable

/ˈfeɪ.bəl/

(noun) fabl, masal, yalan

Örnek:

The tortoise and the hare is a classic fable.
Kaplumbağa ile tavşan klasik bir fabldır.

fairy

/ˈfer.i/

(noun) peri, ibne, homoseksüel

Örnek:

The little girl believed in tooth fairies.
Küçük kız diş perilerine inanıyordu.

fairy tale

/ˈfer.i ˌteɪl/

(noun) peri masalı, boş laf

Örnek:

She read a fairy tale to her daughter before bedtime.
Yatmadan önce kızına bir peri masalı okudu.

folk tale

/ˈfoʊk teɪl/

(noun) halk hikayesi, masal

Örnek:

Many cultures have their own unique folk tales that teach moral lessons.
Birçok kültürün ahlaki dersler veren kendine özgü halk hikayeleri vardır.

fox

/fɑːks/

(noun) tilki, kurnaz kişi;

(verb) kandırmak, atlatmak

Örnek:

The fox darted across the field.
Tilki tarlanın karşısına fırladı.

generous

/ˈdʒen.ər.əs/

(adjective) cömert, eli açık, bol

Örnek:

She is always generous with her time and help.
Zamanı ve yardımı konusunda her zaman cömerttir.

giant

/ˈdʒaɪ.ənt/

(noun) dev, büyük şahsiyet, önemli kişi;

(adjective) dev, muazzam, büyük

Örnek:

The fairy tale featured a benevolent giant who helped the villagers.
Peri masalında köylülere yardım eden iyi huylu bir dev vardı.

glitch

/ɡlɪtʃ/

(noun) aksaklık, hata, arıza;

(verb) aksaklık yapmak, hata vermek

Örnek:

There was a minor glitch in the system, causing a brief delay.
Sistemde küçük bir aksaklık oldu, kısa bir gecikmeye neden oldu.

hare

/her/

(noun) yabani tavşan;

(verb) hızla koşmak, fırlamak

Örnek:

The hare darted across the field, its long ears twitching.
Yabani tavşan tarlayı hızla geçti, uzun kulakları seğiriyordu.

knight

/naɪt/

(noun) şövalye, at;

(verb) şövalye ilan etmek

Örnek:

Sir Paul McCartney was made a knight for his contributions to music.
Sir Paul McCartney, müziğe katkılarından dolayı şövalye ilan edildi.

legend

/ˈledʒ.ənd/

(noun) efsane, rivayet, ikon

Örnek:

The legend of King Arthur is well-known.
Kral Arthur efsanesi iyi bilinir.

lion

/ˈlaɪ.ən/

(noun) aslan, cesur kişi, güçlü kişi

Örnek:

The lion roared loudly in the savanna.
Aslan savanada yüksek sesle kükredi.

mean

/miːn/

(verb) anlamına gelmek, kastetmek, niyet etmek;

(adjective) kaba, zalim, cimri;

(noun) ortalama

Örnek:

What do you mean by that?
Bununla ne kastediyorsun?

ogre

/ˈoʊ.ɡɚ/

(noun) dev, canavar, zalim

Örnek:

The brave knight faced the fearsome ogre in the dark forest.
Cesur şövalye karanlık ormanda korkunç devle karşılaştı.

princess

/prɪnˈses/

(noun) prenses, şımarık kız

Örnek:

The young princess was known for her kindness.
Genç prenses nezaketiyle tanınıyordu.

tortoise

/ˈtɔːr.t̬əs/

(noun) kaplumbağa

Örnek:

The tortoise slowly made its way across the garden.
Kaplumbağa bahçeyi yavaşça geçti.

wicked

/ˈwɪk.ɪd/

(adjective) kötü, hain, harika;

(adverb) çok, aşırı

Örnek:

The wicked witch cast a spell on the prince.
Kötü cadı prense bir büyü yaptı.

wolf

/wʊlf/

(noun) kurt, çapkın, kadın avcısı;

(verb) silip süpürmek, aceleyle yemek

Örnek:

A pack of wolves howled at the moon.
Bir sürü kurt aya uludu.

woodcutter

/ˈwʊd.kʌt̬.ɚ/

(noun) oduncu

Örnek:

The woodcutter skillfully felled the tall oak tree.
Oduncu uzun meşe ağacını ustaca kesti.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren