Avatar of Vocabulary Set Ünite 3: Tatile Nereye Gittin?

5. Sınıf İçinde Ünite 3: Tatile Nereye Gittin? Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'5. Sınıf' içinde 'Ünite 3: Tatile Nereye Gittin?' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

ancient

/ˈeɪn.ʃənt/

(adjective) antik, eski, yaşlı

Örnek:

The pyramids are ancient structures.
Piramitler antik yapılardır.

airport

/ˈer.pɔːrt/

(noun) havalimanı, havaalanı

Örnek:

We arrived at the airport two hours before our flight.
Uçuşumuzdan iki saat önce havalimanına vardık.

bay

/beɪ/

(noun) koy, körfez, bölme;

(verb) havlamak, ulmak

Örnek:

The ship sailed into the calm bay.
Gemi sakin koya yelken açtı.

boat

/boʊt/

(noun) tekne, sandal;

(verb) tekneyle gitmek, kayıkla gezmek

Örnek:

We took a small boat out on the lake.
Göle küçük bir tekne ile çıktık.

beach

/biːtʃ/

(noun) plaj, sahil;

(verb) karaya oturtmak, sahile çekmek

Örnek:

We spent the day relaxing on the beach.
Günü plajda dinlenerek geçirdik.

coach

/koʊtʃ/

(noun) antrenör, koç, otobüs;

(verb) antrenörlük yapmak, koçluk yapmak

Örnek:

The football coach motivated his team.
Futbol antrenörü takımını motive etti.

car

/kɑːr/

(noun) araba, otomobil, vagon

Örnek:

He bought a new car last week.
Geçen hafta yeni bir araba aldı.

family

/ˈfæm.əl.i/

(noun) aile, soy, sülale;

(adjective) ailevi, aileye ait

Örnek:

My family is coming to visit next week.
Ailem haftaya ziyarete geliyor.

great

/ɡreɪt/

(adjective) büyük, muazzam, harika;

(adverb) harika, mükemmel

Örnek:

The company achieved great success this year.
Şirket bu yıl büyük başarı elde etti.

holiday

/ˈhɑː.lə.deɪ/

(noun) tatil, bayram;

(verb) tatil yapmak, tatile çıkmak

Örnek:

We're going on holiday to Spain next month.
Gelecek ay İspanya'ya tatile gidiyoruz.

hometown

/ˈhoʊm.taʊn/

(noun) memleket, doğup büyüdüğü yer

Örnek:

She always visits her hometown during the holidays.
Tatillerde her zaman memleketini ziyaret eder.

island

/ˈaɪ.lənd/

(noun) ada, yükseltilmiş alan

Örnek:

We spent our vacation on a beautiful tropical island.
Tatilimizi güzel bir tropik adada geçirdik.

motorbike

/ˈmoʊ.t̬ɚ.baɪk/

(noun) motosiklet

Örnek:

He rode his motorbike through the winding mountain roads.
Kıvrımlı dağ yollarında motosikletiyle gezdi.

north

/nɔːrθ/

(noun) kuzey;

(adjective) kuzey, kuzeydeki;

(adverb) kuzeye, kuzeyde

Örnek:

The wind is blowing from the north.
Rüzgar kuzeyden esiyor.

trip

/trɪp/

(noun) gezi, seyahat, takılma;

(verb) takılmak, düşmek, seyahat etmek

Örnek:

We're planning a weekend trip to the mountains.
Dağlara bir hafta sonu gezisi planlıyoruz.

town

/taʊn/

(noun) kasaba, şehir, kasaba halkı

Örnek:

She grew up in a small town in the countryside.
Kırsal kesimde küçük bir kasabada büyüdü.

seaside

/ˈsiː.saɪd/

(noun) deniz kenarı, sahil, kıyı;

(adjective) deniz kenarı, sahil

Örnek:

We spent our summer vacation at the seaside.
Yaz tatilimizi deniz kenarında geçirdik.

really

/ˈriː.ə.li/

(adverb) gerçekten, sahiden, çok;

(interjection) gerçekten mi?, sahiden mi?

Örnek:

He didn't really understand the instructions.
Talimatları gerçekten anlamadı.

station

/ˈsteɪ.ʃən/

(noun) istasyon, durak, merkez;

(verb) konuşlandırmak, yerleştirmek

Örnek:

I'll meet you at the train station.
Seninle tren istasyonunda buluşacağım.

swimming pool

/ˈswɪm.ɪŋ ˌpuːl/

(noun) yüzme havuzu, havuz

Örnek:

We spent the afternoon by the swimming pool.
Öğleden sonrayı yüzme havuzunun kenarında geçirdik.

railway

/ˈreɪl.weɪ/

(noun) demiryolu, tren yolu, demiryolu sistemi

Örnek:

The train traveled along the railway.
Tren demiryolu boyunca ilerledi.

train

/treɪn/

(noun) tren, kuyruk, etek;

(verb) eğitmek, antrenman yapmak, egzersiz yapmak

Örnek:

The train arrived at the station on time.
Tren istasyona zamanında vardı.

taxi

/ˈtæk.si/

(noun) taksi;

(verb) taksiyle gitmek, taksi yapmak (uçak)

Örnek:

Let's take a taxi to the airport.
Havaalanına taksi tutalım.

plane

/pleɪn/

(noun) düzlem, yüzey, uçak;

(verb) rendelemek, düzeltmek

Örnek:

The points all lie on the same plane.
Tüm noktalar aynı düzlemde yer alır.

province

/ˈprɑː.vɪns/

(noun) eyalet, vilayet, taşra

Örnek:

Quebec is the largest province in Canada by area.
Quebec, Kanada'nın yüzölçümü bakımından en büyük eyaletidir.

picnic

/ˈpɪk.nɪk/

(noun) piknik;

(verb) piknik yapmak

Örnek:

We're planning a picnic by the lake this weekend.
Bu hafta sonu göl kenarında bir piknik planlıyoruz.

wonderful

/ˈwʌn.dɚ.fəl/

(adjective) harika, muhteşem, olağanüstü

Örnek:

We had a wonderful time at the party.
Partide harika zaman geçirdik.

weekend

/ˈwiːk.end/

(noun) hafta sonu

Örnek:

I'm looking forward to the weekend.
Hafta sonunu dört gözle bekliyorum.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren