Avatar of Vocabulary Set Ünite 20: Hangisi Daha Heyecan Verici, Şehir Hayatı mı Yoksa Köy Hayatı mı?

5. Sınıf İçinde Ünite 20: Hangisi Daha Heyecan Verici, Şehir Hayatı mı Yoksa Köy Hayatı mı? Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'5. Sınıf' içinde 'Ünite 20: Hangisi Daha Heyecan Verici, Şehir Hayatı mı Yoksa Köy Hayatı mı?' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

address

/ˈæd.res/

(noun) adres, konuşma, hitap;

(verb) hitap etmek, ele almak, adreslemek

Örnek:

Please write your name and address on the form.
Lütfen adınızı ve adresinizi forma yazın.

lane

/leɪn/

(noun) şerit, yol, kulvar

Örnek:

The car turned into a narrow country lane.
Araba dar bir köy yoluna saptı.

road

/roʊd/

(noun) yol, cadde, istikamet

Örnek:

The new road connects the two cities.
Yeni yol iki şehri birbirine bağlıyor.

street

/striːt/

(noun) sokak, cadde, sokak sakinleri

Örnek:

The children were playing in the street.
Çocuklar sokakta oynuyordu.

flat

/flæt/

(adjective) düz, yassı, ince;

(noun) daire, apartman dairesi;

(adverb) düz, yatay

Örnek:

The road was long and flat.
Yol uzun ve düzdü.

city

/ˈsɪt̬.i/

(noun) şehir, kent

Örnek:

New York City is known for its skyscrapers.
New York Şehri gökdelenleriyle tanınır.

village

/ˈvɪl.ɪdʒ/

(noun) köy

Örnek:

She grew up in a small, quiet village.
Küçük, sakin bir köyde büyüdü.

country

/ˈkʌn.tri/

(noun) ülke, devlet, kırsal

Örnek:

France is a beautiful country.
Fransa güzel bir ülke.

tower

/ˈtaʊ.ɚ/

(noun) kule;

(verb) yükselmek, üstün olmak

Örnek:

The Eiffel Tower is a famous landmark in Paris.
Eyfel Kulesi, Paris'te ünlü bir simgedir.

mountain

/ˈmaʊn.tən/

(noun) dağ, yığın

Örnek:

Mount Everest is the highest mountain in the world.
Everest Dağı dünyanın en yüksek dağıdır.

district

/ˈdɪs.trɪkt/

(noun) bölge, ilçe, idari bölüm

Örnek:

The business district is bustling with activity.
İş bölgesi hareketli.

province

/ˈprɑː.vɪns/

(noun) eyalet, vilayet, taşra

Örnek:

Quebec is the largest province in Canada by area.
Quebec, Kanada'nın yüzölçümü bakımından en büyük eyaletidir.

hometown

/ˈhoʊm.taʊn/

(noun) memleket, doğup büyüdüğü yer

Örnek:

She always visits her hometown during the holidays.
Tatillerde her zaman memleketini ziyaret eder.

where

/wer/

(adverb) nerede, nereye, ki;

(conjunction) nerede, yer;

(noun) nerede, yer

Örnek:

Where are you going?
Nereye gidiyorsun?

from

/frʌm/

(preposition) -den, -dan, beri

Örnek:

He walked from the house to the car.
Evden arabaya doğru yürüdü.

pupil

/ˈpjuː.pəl/

(noun) öğrenci, talebe, gözbebeği

Örnek:

The teacher praised the pupil for her excellent work.
Öğretmen, mükemmel çalışması için öğrenciyi övdü.

live

/lɪv/

(verb) yaşamak, ikamet etmek, sürdürmek;

(adjective) canlı, naklen, elektrikli;

(adverb) canlı, naklen

Örnek:

She hopes to live a long and happy life.
Uzun ve mutlu bir hayat yaşamak istiyor.

busy

/ˈbɪz.i/

(adjective) meşgul, yoğun, karmaşık;

(verb) meşgul etmek, oyalamak

Örnek:

I'm too busy to talk right now.
Şu an konuşamayacak kadar meşgulüm.

far

/fɑːr/

(adverb) uzak, çok, oldukça;

(adjective) uzak

Örnek:

How far is it to the nearest gas station?
En yakın benzin istasyonu ne kadar uzak?

quiet

/ˈkwaɪ.ət/

(adjective) sessiz, sakin, huzurlu;

(verb) susturmak, sakinleşmek;

(adverb) sessizce, sakin bir şekilde

Örnek:

The library is a very quiet place.
Kütüphane çok sessiz bir yerdir.

crowded

/ˈkraʊ.dɪd/

(adjective) kalabalık, dolu

Örnek:

The market was very crowded on Saturday.
Cumartesi günü pazar çok kalabalıktı.

large

/lɑːrdʒ/

(adjective) büyük, geniş, kapsamlı;

(adverb) büyük ölçüde, geniş çapta

Örnek:

They live in a large house.
Büyük bir evde yaşıyorlar.

small

/smɑːl/

(adjective) küçük, az, önemsiz;

(adverb) küçük, ince

Örnek:

She lives in a small house.
Küçük bir evde yaşıyor.

pretty

/ˈprɪt̬.i/

(adjective) güzel, şirin;

(adverb) oldukça, epey

Örnek:

She wore a pretty dress to the party.
Partiye güzel bir elbise giydi.

beautiful

/ˈbjuː.t̬ə.fəl/

(adjective) güzel, harika

Örnek:

She wore a beautiful dress to the party.
Partiye güzel bir elbise giydi.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren