Avatar of Vocabulary Set Ünite 2: İnsanlar ve Çevre

10. Sınıf İçinde Ünite 2: İnsanlar ve Çevre Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'10. Sınıf' içinde 'Ünite 2: İnsanlar ve Çevre' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

adopt

/əˈdɑːpt/

(verb) evlat edinmek, edinmek, benimsemek

Örnek:

They decided to adopt a child from the orphanage.
Yetimhaneden bir çocuk evlat edinmeye karar verdiler.

aim

/eɪm/

(noun) amaç, hedef;

(verb) nişan almak, yöneltmek, hedeflemek

Örnek:

Our main aim is to improve customer satisfaction.
Ana hedefimiz müşteri memnuniyetini artırmaktır.

appliance

/əˈplaɪ.əns/

(noun) cihaz, ev aleti

Örnek:

The kitchen is equipped with modern appliances.
Mutfak modern cihazlarla donatılmıştır.

awareness

/əˈwer.nəs/

(noun) farkındalık, bilinç

Örnek:

Promoting public awareness of environmental issues is crucial.
Çevre sorunları hakkında kamuoyu farkındalığını artırmak çok önemlidir.

calculate

/ˈkæl.kjə.leɪt/

(verb) hesaplamak, tahmin etmek, değerlendirmek

Örnek:

Can you calculate the total cost?
Toplam maliyeti hesaplayabilir misiniz?

carbon footprint

/ˈkɑːr.bən ˌfʊt.prɪnt/

(noun) karbon ayak izi

Örnek:

Reducing your carbon footprint helps combat climate change.
Karbon ayak izinizi azaltmak iklim değişikliğiyle mücadeleye yardımcı olur.

ceremony

/ˈser.ə.moʊ.ni/

(noun) tören, merasim, resmiyet

Örnek:

The wedding ceremony was beautiful.
Düğün töreni çok güzeldi.

chemical

/ˈkem.ɪ.kəl/

(noun) kimyasal, kimyasal madde;

(adjective) kimyasal

Örnek:

The factory produces various industrial chemicals.
Fabrika çeşitli endüstriyel kimyasallar üretiyor.

dustbin

/ˈdʌst.bɪn/

(noun) çöp kutusu, çöp tenekesi

Örnek:

Please empty the dustbin before it overflows.
Taşmadan önce lütfen çöp kutusunu boşaltın.

eco-friendly

/ˌiː.koʊˈfrend.li/

(adjective) çevre dostu, ekolojik

Örnek:

We should all try to use more eco-friendly products.
Hepimiz daha fazla çevre dostu ürün kullanmaya çalışmalıyız.

electrical

/iˈlek.trɪ.kəl/

(adjective) elektrikli, elektrik, elektrikle çalışan

Örnek:

The house needs new electrical wiring.
Ev yeni elektrik tesisatına ihtiyaç duyuyor.

emission

/iˈmɪʃ.ən/

(noun) emisyon, salım, ihraç

Örnek:

The factory reduced its carbon emissions.
Fabrika karbon emisyonlarını azalttı.

encourage

/ɪnˈkɝː.ɪdʒ/

(verb) teşvik etmek, cesaretlendirmek, geliştirmek

Örnek:

We encourage students to read widely.
Öğrencileri geniş çapta okumaya teşvik ediyoruz.

energy

/ˈen.ɚ.dʒi/

(noun) enerji, canlılık

Örnek:

She has a lot of energy for her age.
Yaşına göre çok enerjisi var.

estimate

/ˈes.tə.meɪt/

(noun) tahmin, değerlendirme;

(verb) tahmin etmek, değer biçmek

Örnek:

Can you give me an estimate of the cost?
Bana maliyetin bir tahminini verebilir misiniz?

explosion

/ɪkˈsploʊ.ʒən/

(noun) patlama, infilak, ani artış

Örnek:

The building was severely damaged by the explosion.
Bina patlama sonucu ağır hasar gördü.

global

/ˈɡloʊ.bəl/

(adjective) küresel, dünya çapında, evrensel

Örnek:

Climate change is a global issue that affects everyone.
İklim değişikliği herkesi etkileyen küresel bir sorundur.

greenhouse gas

/ˈɡriːn.haʊs ˌɡæs/

(noun) sera gazı

Örnek:

Carbon dioxide is a major greenhouse gas.
Karbondioksit önemli bir sera gazıdır.

human

/ˈhjuː.mən/

(adjective) insan, beşeri, insancıl;

(noun) insan, beşer

Örnek:

The ability to reason is a unique human trait.
Akıl yürütme yeteneği eşsiz bir insan özelliğidir.

issue

/ˈɪʃ.uː/

(noun) konu, mesele, sorun;

(verb) çıkarmak, dağıtmak, yayımlamak

Örnek:

The main issue is funding for the new project.
Ana konu yeni projenin finansmanıdır.

lifestyle

/ˈlaɪf.staɪl/

(noun) yaşam tarzı

Örnek:

They adopted a healthy lifestyle after moving to the countryside.
Kırsal bölgeye taşındıktan sonra sağlıklı bir yaşam tarzı benimsediler.

litter

/ˈlɪt̬.ɚ/

(noun) çöp, atık, yavru;

(verb) kirletmek, saçmak

Örnek:

Please don't drop litter on the streets.
Lütfen sokaklara çöp atmayın.

material

/məˈtɪr.i.əl/

(noun) malzeme, madde, materyal;

(adjective) maddi, önemli

Örnek:

The dress was made of a soft, flowing material.
Elbise yumuşak, akıcı bir malzemeden yapılmıştı.

organic

/ɔːrˈɡæn.ɪk/

(adjective) organik, doğal

Örnek:

We only buy organic vegetables.
Sadece organik sebzeler alıyoruz.

public transport

/ˌpʌb.lɪk ˈtræn.spɔːrt/

(noun) toplu taşıma

Örnek:

I usually take public transport to work.
İşe genellikle toplu taşıma ile giderim.

rainwater

/ˈreɪnˌwɑː.t̬ɚ/

(noun) yağmur suyu

Örnek:

The garden is watered using collected rainwater.
Bahçe toplanan yağmur suyu kullanılarak sulanır.

refillable

/ˌriːˈfɪl.ə.bəl/

(adjective) doldurulabilir

Örnek:

This pen is refillable, so you don't have to buy a new one every time it runs out of ink.
Bu kalem doldurulabilir, bu yüzden mürekkebi bittiğinde her seferinde yeni bir tane almanıza gerek yok.

resource

/ˈriː.sɔːrs/

(noun) kaynak, varlık, beceri;

(verb) kaynak sağlamak, finanse etmek

Örnek:

The company has limited financial resources.
Şirketin sınırlı finansal kaynakları var.

reusable

/ˌriːˈjuː.zə.bəl/

(adjective) yeniden kullanılabilir

Örnek:

Please bring your own reusable bags when you go shopping.
Alışverişe giderken lütfen kendi yeniden kullanılabilir çantalarınızı getirin.

revise

/rɪˈvaɪz/

(verb) gözden geçirmek, düzeltmek, değiştirmek

Örnek:

Please revise your essay before submitting it.
Lütfen makalenizi göndermeden önce gözden geçirin.

single-use

/ˈsɪŋ.ɡəl.juːs/

(adjective) tek kullanımlık, bir kerelik

Örnek:

We need to reduce our reliance on single-use plastics.
Tek kullanımlık plastiklere olan bağımlılığımızı azaltmalıyız.

sort

/sɔːrt/

(noun) tür, çeşit;

(verb) sıralamak, ayırmak, çözmek

Örnek:

What sort of music do you like?
Ne tür müzik seversin?

sustainable

/səˈsteɪ.nə.bəl/

(adjective) sürdürülebilir, devam ettirilebilir, çevre dostu

Örnek:

The company aims for sustainable growth.
Şirket sürdürülebilir büyüme hedefliyor.

takeaway

/ˈteɪk.ə.weɪ/

(noun) paket servis, paket servis restoranı, çıkarım;

(adjective) paket servis

Örnek:

Let's get a Chinese takeaway tonight.
Bu akşam Çin paket servis alalım.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren