Avatar of Vocabulary Set Kötü Muamele, Zarar Verme veya Ölme

'Out' Kullanan Deyimsel Fiiller İçinde Kötü Muamele, Zarar Verme veya Ölme Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

''Out' Kullanan Deyimsel Fiiller' içinde 'Kötü Muamele, Zarar Verme veya Ölme' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

act out

/ækt aʊt/

(phrasal verb) canlandırmak, oynamak, davranış bozukluğu göstermek

Örnek:

The children loved to act out their favorite fairy tales.
Çocuklar en sevdikleri masalları canlandırmayı severdi.

bawl out

/bɔl aʊt/

(phrasal verb) azarlamak, fırça atmak

Örnek:

The coach decided to bawl out the team for their poor performance.
Antrenör, kötü performansları nedeniyle takımı azarlamaya karar verdi.

burnout

/ˈbɝːn.aʊt/

(noun) tükenmişlik, bitkinlik, yakıt bitişi

Örnek:

She experienced severe burnout after months of working 80-hour weeks.
Aylarca haftada 80 saat çalıştıktan sonra ciddi bir tükenmişlik yaşadı.

catch out

/kætʃ aʊt/

(phrasal verb) yakalamak, ele vermek, tuzağa düşürmek

Örnek:

The teacher caught him out cheating on the exam.
Öğretmen onu sınavda kopya çekerken yakaladı.

chew out

/tʃuː aʊt/

(phrasal verb) azarlamak, fırça atmak

Örnek:

The coach really chewed out the team after their poor performance.
Koç, kötü performanslarından sonra takımı gerçekten azarladı.

die out

/daɪ aʊt/

(phrasal verb) tükenmek, ortadan kalkmak

Örnek:

Many species of animals are dying out due to habitat loss.
Birçok hayvan türü yaşam alanı kaybı nedeniyle tükeniyor.

do out of

/duː aʊt ʌv/

(phrasal verb) mahrum bırakmak, dolandırmak

Örnek:

He felt he had been done out of his rightful share of the inheritance.
Mirasın haklı payından mahrum bırakıldığını hissetti.

hit out

/hɪt aʊt/

(phrasal verb) sertçe eleştirmek, saldırmak, vurmak

Örnek:

The senator hit out at the government's new policy.
Senatör, hükümetin yeni politikasını sertçe eleştirdi.

knockout

/ˈnɑːk.aʊt/

(noun) nakavt, KO, afet;

(adjective) nakavt eden, bayıltıcı

Örnek:

The boxer delivered a powerful knockout punch.
Boksör güçlü bir nakavt yumruğu attı.

lash out

/læʃ aʊt/

(phrasal verb) çıkışmak, saldırganlaşmak, tekme atmak

Örnek:

She tends to lash out when she's under pressure.
Baskı altındayken saldırganlaşma eğilimindedir.

pass out

/pæs aʊt/

(phrasal verb) bayılmak, bilincini kaybetmek, dağıtmak

Örnek:

She felt dizzy and thought she was going to pass out.
Baş dönmesi hissetti ve bayılacağını düşündü.

sell out

/sel aʊt/

(phrasal verb) tükenmek, hepsini satmak, ihanet etmek

Örnek:

The concert tickets sold out in minutes.
Konser biletleri dakikalar içinde tükendi.

wear out

/wer aʊt/

(phrasal verb) yıpranmak, eskimek, yıpratmak

Örnek:

My favorite pair of jeans finally wore out.
En sevdiğim kot pantolonum sonunda eskidi.

wipe out

/waɪp aʊt/

(phrasal verb) yok etmek, ortadan kaldırmak, silip süpürmek

Örnek:

The flood threatened to wipe out the entire village.
Sel, tüm köyü yok etme tehdidi oluşturdu.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren