'Off' ve 'In' Kullanılan Deyimsel Fiiller İçinde Öldürme, Zarar Verme, Kandırma (Off) Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
''Off' ve 'In' Kullanılan Deyimsel Fiiller' içinde 'Öldürme, Zarar Verme, Kandırma (Off)' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /bʌmp ɔf/
(phrasal verb) ortadan kaldırmak, öldürmek
Örnek:
The gangster decided to bump off his rival.
Gangster rakibini ortadan kaldırmaya karar verdi.
/ˈkæri ɔf/
(phrasal verb) başarmak, üstesinden gelmek, kazanmak
Örnek:
She managed to carry off the difficult role with great skill.
Zor rolü büyük bir ustalıkla başarıyla tamamladı.
/ɡoʊ ɔf/
(phrasal verb) patlamak, çalmak, gitmek
Örnek:
The bomb went off with a loud bang.
Bomba yüksek bir sesle patladı.
/kɪl ɔf/
(phrasal verb) yok etmek, ortadan kaldırmak, bitirmek
Örnek:
The new pesticide was designed to kill off all the insects in the garden.
Yeni böcek ilacı bahçedeki tüm böcekleri yok etmek için tasarlandı.
/nɑːk ɑːf/
(phrasal verb) paydos etmek, işi bırakmak, taklit etmek
Örnek:
Let's knock off early today and go for a drink.
Bugün erken paydos edip bir şeyler içmeye gidelim.
/lɛt ɔf/
(phrasal verb) serbest bırakmak, affetmek, patlatmak
Örnek:
The judge decided to let him off with a warning.
Yargıç onu bir uyarı ile serbest bırakmaya karar verdi.
/pɑːm ɔːf/
(phrasal verb) yutturmak, kakalamak
Örnek:
He tried to palm off the fake watch as a genuine antique.
Sahte saati gerçek antika diye yutturmaya çalıştı.
/pæs ɔːf/
(phrasal verb) yutturmak, gibi göstermek, geçmek
Örnek:
He tried to pass off the fake painting as an original.
Sahte tabloyu orijinal diye yutturmaya çalıştı.
/pɪk ɔf/
(phrasal verb) vurmak, avlamak, ayıklamak
Örnek:
The sniper managed to pick off the enemy leader from a distance.
Keskin nişancı, düşman liderini uzaktan vurmayı başardı.
/pleɪ ɔf/
(phrasal verb) birbirine karşı oynatmak, rekabeti kullanmak, kullanmak
Örnek:
The manager tried to play off the two departments against each other to get more work done.
Yönetici, daha fazla iş yaptırmak için iki departmanı birbirine karşı oynatmaya çalıştı.
/ˈpɑːl.ɪʃ ɑːf/
(phrasal verb) bitirmek, silip süpürmek, yenmek
Örnek:
He managed to polish off the entire pizza by himself.
Tüm pizzayı tek başına bitirmeyi başardı.
/set ˈɔːf/
(phrasal verb) yola çıkmak, hareket etmek, tetiklemek
Örnek:
We decided to set off early to avoid traffic.
Trafiğe yakalanmamak için erken yola çıkmaya karar verdik.