'Down' ve 'Away' Kullanılan Deyimsel Fiiller İçinde Durdurma, Bastırma veya Susturma (Down) Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
''Down' ve 'Away' Kullanılan Deyimsel Fiiller' içinde 'Durdurma, Bastırma veya Susturma (Down)' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /bɑːɡ daʊn/
(phrasal verb) tıkamak, yavaşlatmak
Örnek:
The heavy snow bogged down traffic for hours.
Yoğun kar yağışı trafiği saatlerce tıkadı.
/tʃoʊk daʊn/
(phrasal verb) zorla yutmak, güçlükle yemek
Örnek:
He had to choke down the bitter medicine.
Acı ilacı yutmak zorunda kaldı.
/klæmp daʊn ɑːn/
(phrasal verb) sıkı önlemler almak, bastırmak
Örnek:
The police are clamping down on illegal parking.
Polis yasa dışı park etmeye sıkı önlemler alıyor.
/kloʊz daʊn/
(phrasal verb) kapatmak, işi durdurmak
Örnek:
The factory will close down next month, resulting in many job losses.
Fabrika gelecek ay kapanacak ve birçok iş kaybına neden olacak.
/kræk daʊn ɑn/
(phrasal verb) sert önlemler almak, bastırmak
Örnek:
The police are going to crack down on speeding in residential areas.
Polis, yerleşim bölgelerindeki hız ihlallerine sert önlemler alacak.
/flæɡ daʊn/
(phrasal verb) durdurmak, işaretle durdurmak
Örnek:
We had to flag down a taxi in the rain.
Yağmurda bir taksiyi durdurmak zorunda kaldık.
/hoʊld daʊn/
(phrasal verb) tutmak, bastırmak, sürdürmek
Örnek:
The strong wind threatened to hold down the tent.
Şiddetli rüzgar çadırı tutmaya çalıştı.
/kiːp daʊn/
(phrasal verb) düşük tutmak, bastırmak, engellemek
Örnek:
We need to keep down our expenses this month.
Bu ay masraflarımızı düşük tutmalıyız.
/paɪp daʊn/
(phrasal verb) susmak, sesini kesmek
Örnek:
Will you two just pipe down? I'm trying to concentrate.
İkiniz de susar mısınız? Konsantre olmaya çalışıyorum.
/ʃuːt daʊn/
(phrasal verb) vurup düşürmek, indirmek, reddetmek
Örnek:
The hunter managed to shoot down the bird.
Avcı kuşu vurup düşürmeyi başardı.
/ʃaʊt daʊn/
(phrasal verb) bağırarak susturmak, sesini bastırmak
Örnek:
The protesters tried to shout down the speaker.
Protestocular konuşmacıyı bağırarak susturmaya çalıştı.
/ʃʌt daʊn/
(phrasal verb) kapatmak, faaliyetini durdurmak, durdurmak
Örnek:
The factory decided to shut down due to financial difficulties.
Fabrika, mali zorluklar nedeniyle kapanmaya karar verdi.
/taɪ daʊn/
(phrasal verb) bağlamak, sabitlemek, kısıtlamak
Örnek:
We need to tie down the tent before the storm hits.
Fırtına gelmeden önce çadırı bağlamamız gerekiyor.