Avatar of Vocabulary Set Azaltma, Kaybetme veya Zayıflatma (Down)

'Down' ve 'Away' Kullanılan Deyimsel Fiiller İçinde Azaltma, Kaybetme veya Zayıflatma (Down) Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

''Down' ve 'Away' Kullanılan Deyimsel Fiiller' içinde 'Azaltma, Kaybetme veya Zayıflatma (Down)' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

bring down

/brɪŋ daʊn/

(phrasal verb) devirmek, yıkmak, düşürmek

Örnek:

The strong winds could bring down trees.
Şiddetli rüzgarlar ağaçları devirebilir.

come down

/kʌm daʊn/

(phrasal verb) düşmek, çökmek, aktarılmak

Örnek:

The heavy rain made the old tree come down.
Şiddetli yağmur eski ağacın devrilmesine neden oldu.

die down

/daɪ daʊn/

(phrasal verb) dinmek, azalmak, yatışmak

Örnek:

The wind started to die down as evening approached.
Akşam yaklaşırken rüzgar dinmeye başladı.

go down

/ɡoʊ daʊn/

(phrasal verb) inmek, alçalmak, batmak

Örnek:

The sun began to go down behind the mountains.
Güneş dağların arkasından batmaya başladı.

mark down

/mɑːrk daʊn/

(phrasal verb) indirim yapmak, fiyatını düşürmek, not almak

Örnek:

The store decided to mark down all winter coats by 30%.
Mağaza tüm kışlık montları %30 indirmeye karar verdi.

narrow down

/ˈnær.oʊ daʊn/

(phrasal verb) azaltmak, daraltmak

Örnek:

We need to narrow down the list of candidates to three.
Aday listesini üçe indirmemiz gerekiyor.

round down

/raʊnd daʊn/

(phrasal verb) aşağı yuvarlamak, küçültmek

Örnek:

We need to round down the total to the nearest dollar.
Toplamı en yakın dolara yuvarlamamız gerekiyor.

slow down

/sloʊ daʊn/

(phrasal verb) yavaşlamak, hızını azaltmak

Örnek:

You need to slow down when you're driving in a residential area.
Yerleşim bölgesinde araba kullanırken yavaşlaman gerekiyor.

spiral down

/ˈspaɪ.rəl daʊn/

(phrasal verb) kötüye gitmek, düşüşe geçmek

Örnek:

After losing his job, his life began to spiral down.
İşini kaybettikten sonra hayatı kötüye gitmeye başladı.

stand down

/stænd daʊn/

(phrasal verb) istifa etmek, görevden ayrılmak, geri çekilmek

Örnek:

The CEO decided to stand down after years of service.
CEO, yıllarca süren hizmetin ardından görevinden ayrılmaya karar verdi.

step down

/step daʊn/

(phrasal verb) görevden ayrılmak, istifa etmek

Örnek:

The CEO decided to step down after years of service.
CEO, yıllarca süren hizmetin ardından görevinden ayrılmaya karar verdi.

tone down

/toʊn daʊn/

(phrasal verb) yumuşatmak, hafifletmek, tonunu düşürmek

Örnek:

The director asked him to tone down his performance.
Yönetmen ondan performansını yumuşatmasını istedi.

turn down

/tɜːrn daʊn/

(phrasal verb) reddetmek, geri çevirmek, kısmak

Örnek:

She had to turn down the job offer because it was too far away.
İş teklifini çok uzak olduğu için reddetmek zorunda kaldı.

water down

/ˈwɑː.t̬ɚ daʊn/

(phrasal verb) sulandırmak, zayıflatmak, hafifletmek

Örnek:

The company decided to water down the new policy after employee complaints.
Şirket, çalışan şikayetleri üzerine yeni politikayı sulandırmaya karar verdi.

wear down

/wer daʊn/

(phrasal verb) yıpratmak, tüketmek, aşındırmak

Örnek:

The constant negotiations began to wear him down.
Sürekli müzakereler onu yıpratmaya başladı.

wind down

/waɪnd daʊn/

(phrasal verb) gevşemek, sakinleşmek, azaltmak

Örnek:

After a long day at work, I like to wind down with a good book.
Uzun bir iş gününden sonra, iyi bir kitapla gevşemeyi severim.

run-down

/ˌrʌnˈdaʊn/

(adjective) köhne, bakımsız, bitkin

Örnek:

The old house was completely run-down.
Eski ev tamamen köhneleşmişti.

tamp down

/tæmp daʊn/

(phrasal verb) düşürmek, bastırmak, azaltmak

Örnek:

The government is trying to tamp down inflation.
Hükümet enflasyonu düşürmeye çalışıyor.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren