Avatar of Vocabulary Set Bir şey dene

Sabır İçinde Bir şey dene Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Sabır' içinde 'Bir şey dene' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

chance your arm

/tʃæns jʊər ɑːrm/

(idiom) şansını denemek, risk almak

Örnek:

He decided to chance his arm and ask for a promotion, even though he knew it was a long shot.
Terfi istemek için şansını denemeye karar verdi, bunun zor bir ihtimal olduğunu bilse de.

find your feet

/faɪnd jʊər fiːt/

(idiom) ayak uydurmak, alışmak

Örnek:

It took her a few weeks to find her feet in the new job.
Yeni işinde ayak uydurması birkaç hafta sürdü.

get your feet wet

/ɡɛt jʊər fit wɛt/

(idiom) deneyim kazanmak, ayak uydurmak

Örnek:

I'm just starting out in this field, so I'm trying to get my feet wet with some smaller projects.
Bu alanda yeni başlıyorum, bu yüzden küçük projelerle deneyim kazanmaya çalışıyorum.

give something a whirl

/ɡɪv ˈsʌmθɪŋ ə wɜːrl/

(idiom) bir şeyi denemek, şansını denemek

Örnek:

I've never tried surfing before, but I'm willing to give it a whirl.
Daha önce hiç sörf yapmadım ama denemeye hazırım.

have a bash

/hæv ə bæʃ/

(idiom) denemek, bir şans vermek

Örnek:

I'm not sure if I can fix it, but I'll have a bash.
Tamir edebilir miyim bilmiyorum ama bir deneyeceğim.

have a go

/hæv ə ɡoʊ/

(idiom) denemek, bir şans vermek, saldırmak

Örnek:

I'm not sure if I can fix it, but I'll have a go.
Tamir edebilir miyim bilmiyorum ama bir deneyeceğim.

try your hand at

/traɪ jʊər hænd æt/

(idiom) el atmak, denemek

Örnek:

I decided to try my hand at painting after seeing my friend's beautiful artwork.
Arkadaşımın güzel sanat eserini gördükten sonra resim yapmaya el atmaya karar verdim.

have a stab at

/hæv ə stæb æt/

(idiom) denemek, bir şans vermek

Örnek:

I'm not sure I can fix it, but I'll have a stab at it.
Tamir edebileceğimden emin değilim ama bir deneyeceğim.

spread your wings

/sprɛd jʊər wɪŋz/

(idiom) kanatlarını açmak, bağımsızlaşmak

Örnek:

After college, she decided to move to a new city to spread her wings.
Üniversiteden sonra, kanatlarını açmak için yeni bir şehre taşınmaya karar verdi.

go for

/ɡoʊ fɔːr/

(phrasal verb) seçmek, tercih etmek, hedeflemek

Örnek:

I think I'll go for the pasta tonight.
Bu akşam makarnayı tercih edeceğim sanırım.

trial balloon

/ˈtraɪəl bəˈluːn/

(noun) deneme balonu, nabız yoklama

Örnek:

The politician floated a trial balloon about tax reform to gauge public opinion.
Siyasetçi, kamuoyunu ölçmek için vergi reformu hakkında bir deneme balonu uçurdu.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren