Avatar of Vocabulary Set Oxford 5000 - C1 - L Harfi

Oxford 5000 - C1 İçinde Oxford 5000 - C1 - L Harfi Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Oxford 5000 - C1' içinde 'Oxford 5000 - C1 - L Harfi' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

lad

/læd/

(noun) delikanlı, genç adam

Örnek:

He's a good lad, always willing to help.
O iyi bir delikanlı, her zaman yardıma hazır.

landlord

/ˈlænd.lɔːrd/

(noun) ev sahibi, mal sahibi, meyhaneci

Örnek:

Our landlord increased the rent by 10%.
Ev sahibimiz kirayı %10 artırdı.

landmark

/ˈlænd.mɑːrk/

(noun) simge, işaret, dönüm noktası;

(adjective) dönüm noktası niteliğinde, tarihi

Örnek:

The Eiffel Tower is a famous landmark in Paris.
Eyfel Kulesi, Paris'in ünlü bir simgesidir.

lap

/læp/

(noun) kucak, tur;

(verb) vurmak, yalamak, turlamak

Örnek:

The child sat on her mother's lap.
Çocuk annesinin kucağına oturdu.

large-scale

/ˌlɑːrdʒˈskeɪl/

(adjective) büyük çaplı, geniş kapsamlı

Örnek:

The company launched a large-scale marketing campaign.
Şirket büyük çaplı bir pazarlama kampanyası başlattı.

laser

/ˈleɪ.zɚ/

(noun) lazer;

(verb) lazerle nişan almak, lazerlemek

Örnek:

The surgeon used a laser to perform the delicate operation.
Cerrah hassas ameliyatı yapmak için bir lazer kullandı.

latter

/ˈlæt̬.ɚ/

(adjective) ikinci, sonuncu, sonraki

Örnek:

Of the two options, I prefer the latter.
İki seçenekten ikincisini tercih ederim.

lawn

/lɑːn/

(noun) çim, çimenlik

Örnek:

The children were playing on the lawn.
Çocuklar çimde oynuyordu.

lawsuit

/ˈlɑː.suːt/

(noun) dava, hukuk davası

Örnek:

The company is facing a lawsuit over patent infringement.
Şirket, patent ihlali nedeniyle bir dava ile karşı karşıya.

layout

/ˈleɪ.aʊt/

(noun) düzen, yerleşim, tasarım;

(verb) düzenlemek, yerleştirmek, tasarlamak

Örnek:

The layout of the new office is very efficient.
Yeni ofisin düzeni çok verimli.

leak

/liːk/

(noun) sızıntı, kaçak, ifşa;

(verb) sızmak, akmak, sızdırmak

Örnek:

There's a water leak in the ceiling.
Tavanda su sızıntısı var.

leap

/liːp/

(verb) sıçramak, atlamak, hızla hareket etmek;

(noun) sıçrama, atılım

Örnek:

The deer leaped over the fence.
Geyik çitin üzerinden atladı.

legacy

/ˈleɡ.ə.si/

(noun) miras, vasiyet, kalıt

Örnek:

She received a substantial legacy from her grandmother.
Büyükannesinden önemli bir miras aldı.

legendary

/ˈledʒ.der.i/

(adjective) efsanevi, ünlü

Örnek:

King Arthur is a legendary figure.
Kral Arthur efsanevi bir figürdür.

legislation

/ˌledʒ.əˈsleɪ.ʃən/

(noun) yasama, kanunlar, kanun yapma

Örnek:

New legislation was passed to protect the environment.
Çevreyi korumak için yeni yasalar çıkarıldı.

legislative

/ˈledʒ.ə.slə.t̬ɪv/

(adjective) yasama

Örnek:

The legislative branch is responsible for creating new laws.
Yasama organı yeni yasalar oluşturmaktan sorumludur.

legislature

/ˈledʒ.ə.slə.tʃɚ/

(noun) yasama organı, yasama meclisi

Örnek:

The new bill was passed by the state legislature.
Yeni yasa tasarısı eyalet yasama organı tarafından kabul edildi.

legitimate

/ləˈdʒɪt̬.ə.mət/

(adjective) meşru, yasal, haklı;

(verb) meşrulaştırmak, haklı çıkarmak, yasallaştırmak

Örnek:

The court ruled that the business was operating under legitimate practices.
Mahkeme, işletmenin yasal uygulamalar altında faaliyet gösterdiğine karar verdi.

lengthy

/ˈleŋ.θi/

(adjective) uzun, uzun süreli

Örnek:

The meeting turned into a lengthy discussion.
Toplantı uzun bir tartışmaya dönüştü.

lesbian

/ˈlez.bi.ən/

(noun) lezbiyen;

(adjective) lezbiyen

Örnek:

She identifies as a lesbian and is an advocate for LGBTQ+ rights.
Kendini lezbiyen olarak tanımlıyor ve LGBTQ+ hakları savunucusu.

lesser

/ˈles.ɚ/

(adjective) daha az, daha küçük;

(adverb) daha az, daha düşük derecede

Örnek:

He has a lesser role in the company now.
Şirkette artık daha az önemli bir rolü var.

lethal

/ˈliː.θəl/

(adjective) ölümcül, öldürücü, yıkıcı

Örnek:

The snake's venom was lethal.
Yılanın zehri ölümcüldü.

liable

/ˈlaɪ.ə.bəl/

(adjective) sorumlu, yükümlü, eğilimli

Örnek:

The company is liable for any damage caused.
Şirket, neden olunan herhangi bir zarardan sorumludur.

liberal

/ˈlɪb.ər.əl/

(adjective) liberal, açık fikirli, cömert;

(noun) liberal

Örnek:

She has very liberal views on education.
Eğitim konusunda çok liberal görüşlere sahip.

liberation

/ˌlɪb.əˈreɪ.ʃən/

(noun) kurtuluş, serbest bırakma, özgürlük

Örnek:

The liberation of the city was celebrated by all.
Şehrin kurtuluşu herkes tarafından kutlandı.

liberty

/ˈlɪb.ɚ.t̬i/

(noun) özgürlük, serbestlik, yetki

Örnek:

The country fought for its liberty and independence.
Ülke özgürlüğü ve bağımsızlığı için savaştı.

license

/ˈlaɪ.səns/

(noun) lisans, izin, özgürlük;

(verb) lisans vermek, izin vermek

Örnek:

You need a valid driver's license to operate a car.
Araba kullanmak için geçerli bir sürücü ehliyetine ihtiyacınız var.

lifelong

/ˈlaɪf.lɑːŋ/

(adjective) ömür boyu, hayat boyu

Örnek:

She has been my lifelong friend.
O benim ömür boyu arkadaşımdı.

likelihood

/ˈlaɪ.kli.hʊd/

(noun) olasılık, ihtimal

Örnek:

There is a high likelihood of rain tomorrow.
Yarın yağmur yağma olasılığı yüksek.

limb

/lɪm/

(noun) uzuv, dal;

(verb) uzuvlarından ayırmak, sakatlamak

Örnek:

The accident resulted in the loss of a limb.
Kaza bir uzuv kaybına neden oldu.

linear

/ˈlɪn.i.ɚ/

(adjective) doğrusal, çizgisel, sıralı

Örnek:

The road follows a linear path through the valley.
Yol, vadi boyunca doğrusal bir yolu takip eder.

line-up

/ˈlaɪn.ʌp/

(noun) kadro, sıralama, dizi

Örnek:

The festival's line-up includes several famous bands.
Festivalin kadrosunda birçok ünlü grup yer alıyor.

linger

/ˈlɪŋ.ɡɚ/

(verb) oyalanmak, kalmak, sürmek

Örnek:

She lingered in the doorway, unwilling to go.
Kapıda oyalandı, gitmek istemiyordu.

listing

/ˈlɪs.tɪŋ/

(noun) liste, kayıt, listeleme

Örnek:

The real estate agent provided a listing of available properties.
Emlakçı, mevcut mülklerin bir listesini sağladı.

literacy

/ˈlɪt̬.ɚ.ə.si/

(noun) okuryazarlık, okuma yazma becerisi, yeterlilik

Örnek:

Promoting adult literacy is crucial for community development.
Yetişkin okuryazarlığını teşvik etmek, toplum gelişimi için çok önemlidir.

liver

/ˈlɪv.ɚ/

(noun) karaciğer, ciğer (yemek)

Örnek:

The doctor examined his liver for any abnormalities.
Doktor, karaciğerini herhangi bir anormallik için inceledi.

lobby

/ˈlɑː.bi/

(noun) lobi, çıkar grubu, bekleme salonu;

(verb) lobi yapmak, etkilemek

Örnek:

The gun lobby is very powerful in this country.
Silah lobisi bu ülkede çok güçlü.

log

/lɑːɡ/

(noun) kütük, tomruk, kayıt;

(verb) kaydetmek, günlüğe yazmak, katetmek

Örnek:

We used a large log to sit on by the campfire.
Kamp ateşinin yanında oturmak için büyük bir kütük kullandık.

logic

/ˈlɑː.dʒɪk/

(noun) mantık, mantık sistemi

Örnek:

The logic of his argument was undeniable.
Argümanının mantığı inkar edilemezdi.

long-standing

/ˌlɔŋˈstæn.dɪŋ/

(adjective) köklü, uzun süreli

Örnek:

They have a long-standing friendship.
Onların köklü bir dostluğu var.

long-time

/ˈlɔŋ.taɪm/

(adjective) uzun süreli, eski

Örnek:

They are long-time friends who have known each other since childhood.
Çocukluktan beri birbirlerini tanıyan uzun süreli arkadaşlar.

loom

/luːm/

(verb) belirmek, görünmek, yaklaşmak;

(noun) tezgah

Örnek:

A dark shape began to loom out of the fog.
Karanlık bir şekil sisin içinden belirmeye başladı.

loop

/luːp/

(noun) ilmek, döngü, halka;

(verb) ilmek yapmak, döngü yapmak, döngüye almak

Örnek:

Tie the rope into a loop.
İpi bir ilmek yap.

loyalty

/ˈlɔɪ.əl.t̬i/

(noun) sadakat, bağlılık

Örnek:

His loyalty to the company was unwavering.
Şirkete olan sadakati sarsılmazdı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren