Avatar of Vocabulary Set Oxford 5000 - B2 - W Harfi

Oxford 5000 - B2 İçinde Oxford 5000 - B2 - W Harfi Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Oxford 5000 - B2' içinde 'Oxford 5000 - B2 - W Harfi' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

wander

/ˈwɑːn.dɚ/

(verb) dolaşmak, gezinmek, aklı dağılmak

Örnek:

We spent the afternoon wandering through the old town.
Öğleden sonrayı eski şehirde dolaşarak geçirdik.

warming

/ˈwɔːr.mɪŋ/

(noun) ısınma, ısıtma;

(adjective) ısıtan, ısınan

Örnek:

The warming of the soup made it more palatable.
Çorbanın ısınması onu daha lezzetli hale getirdi.

weekly

/ˈwiː.kli/

(adjective) haftalık;

(adverb) haftalık;

(noun) haftalık yayın

Örnek:

The newspaper is published weekly.
Gazete haftalık olarak yayımlanır.

weird

/wɪrd/

(adjective) garip, tuhaf

Örnek:

That was a weird dream I had last night.
Dün gece gördüğüm garip bir rüyaydı.

welfare

/ˈwel.fer/

(noun) refah, esenlik, sosyal yardım

Örnek:

We are concerned about the welfare of the children.
Çocukların refahı konusunda endişeliyiz.

wheat

/wiːt/

(noun) buğday

Örnek:

Wheat is a staple food for many cultures.
Buğday birçok kültür için temel bir gıdadır.

whoever

/huːˈev.ɚ/

(pronoun) kim olursa olsun, her kim

Örnek:

Whoever left the door open should close it.
Kapıyı açık bırakan kim olursa olsun kapatmalı.

widespread

/ˌwaɪdˈspred/

(adjective) yaygın, genel

Örnek:

The use of smartphones has become widespread.
Akıllı telefon kullanımı yaygın hale geldi.

wisdom

/ˈwɪz.dəm/

(noun) bilgelik, akıl

Örnek:

Her wisdom was evident in her thoughtful advice.
Bilgeliği, düşünceli tavsiyelerinde belirgindi.

withdraw

/wɪðˈdrɑː/

(verb) çekmek, geri çekmek, para çekmek

Örnek:

He decided to withdraw his application.
Başvurusunu geri çekmeye karar verdi.

workforce

/ˈwɝːk.fɔːrs/

(noun) işgücü, çalışanlar, personel

Örnek:

The company is looking to expand its workforce by 20%.
Şirket, işgücünü %20 oranında genişletmeyi hedefliyor.

workplace

/ˈwɝːk.pleɪs/

(noun) iş yeri, çalışma ortamı

Örnek:

The company promotes a healthy and safe workplace.
Şirket sağlıklı ve güvenli bir iş yeri teşvik ediyor.

workshop

/ˈwɝːk.ʃɑːp/

(noun) atölye, işlik, çalıştay;

(verb) çalıştay yapmak, çalıştayda ele almak

Örnek:

The mechanic spent all day in his workshop fixing cars.
Tamirci bütün gün atölyesinde araba tamir etti.

worm

/wɝːm/

(noun) solucan, kurt, aşağılık kişi;

(verb) sürünmek, sıyrılmak, söktürmek

Örnek:

The early bird catches the worm.
Erken kalkan yol alır (doğrudan çeviri: Erken kalkan kuş solucanı yakalar).

wrist

/rɪst/

(noun) bilek

Örnek:

She wears a watch on her left wrist.
Sol bileğinde bir saat takıyor.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren