Avatar of Vocabulary Set Oxford 5000 - B2 - H Harfi

Oxford 5000 - B2 İçinde Oxford 5000 - B2 - H Harfi Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Oxford 5000 - B2' içinde 'Oxford 5000 - B2 - H Harfi' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

habitat

/ˈhæb.ə.tæt/

(noun) yaşam alanı, habitat

Örnek:

The panda's natural habitat is the bamboo forest.
Pandanın doğal yaşam alanı bambu ormanıdır.

harbour

/ˈhɑːr.bɚ/

(noun) liman, barınak;

(verb) beslemek, barındırmak, sığınak sağlamak

Örnek:

The ships found safe refuge in the harbour during the storm.
Gemiler fırtına sırasında limanda güvenli bir sığınak buldu.

headquarters

/ˈhedˌkwɔːr.t̬ɚz/

(noun) merkez, karargah, genel merkez

Örnek:

The company's headquarters is located in New York City.
Şirketin merkez ofisi New York şehrinde bulunuyor.

heal

/hiːl/

(verb) iyileşmek, şifa vermek

Örnek:

The wound will heal quickly with proper care.
Yara uygun bakımla çabuk iyileşir.

healthcare

/-ker/

(noun) sağlık hizmeti, sağlık sektörü

Örnek:

Access to affordable healthcare is a fundamental right.
Uygun fiyatlı sağlık hizmetlerine erişim temel bir haktır.

helmet

/ˈhel.mət/

(noun) kask, miğfer

Örnek:

Always wear a helmet when riding a bicycle.
Bisiklet sürerken her zaman kask takın.

hence

/hens/

(adverb) bu nedenle, dolayısıyla, bundan dolayı

Örnek:

The cost of transport is a major expense, hence the need to subsidize the railway system.
Ulaşım maliyeti büyük bir giderdir, bu nedenle demiryolu sistemini sübvanse etme ihtiyacı vardır.

herb

/ɝːb/

(noun) ot, bitki

Örnek:

Fresh herbs like basil and parsley add flavor to the dish.
Fesleğen ve maydanoz gibi taze otlar yemeğe lezzet katar.

hidden

/ˈhɪd.ən/

(adjective) gizli, saklı;

(past participle) saklanmış, gizlenmiş

Örnek:

The treasure was hidden in a secret cave.
Hazine gizli bir mağarada saklıydı.

highway

/ˈhaɪ.weɪ/

(noun) otoyol, karayolu

Örnek:

The new highway will reduce travel time between the two cities.
Yeni otoyol iki şehir arasındaki seyahat süresini azaltacak.

hilarious

/hɪˈler.i.əs/

(adjective) çok komik, güldürücü

Örnek:

The comedian's jokes were absolutely hilarious.
Komedyenin şakaları kesinlikle çok komikti.

hip

/hɪp/

(noun) kalça;

(adjective) havalı, moda, trend;

(exclamation) hip

Örnek:

She put her hands on her hips and sighed.
Ellerini kalçalarına koydu ve iç çekti.

historian

/hɪˈstɔːr.i.ən/

(noun) tarihçi

Örnek:

The renowned historian presented a new theory on ancient civilizations.
Ünlü tarihçi, antik uygarlıklar üzerine yeni bir teori sundu.

homeless

/ˈhoʊm.ləs/

(adjective) evsiz;

(plural noun) evsizler

Örnek:

The city has a growing population of homeless people.
Şehirde artan bir evsiz nüfusu var.

honesty

/ˈɑː.nə.sti/

(noun) dürüstlük, samimiyet

Örnek:

Her honesty was evident in her straightforward answers.
Dürüstlüğü, doğrudan cevaplarında belirgindi.

hook

/hʊk/

(noun) kanca, olta iğnesi, kroşe;

(verb) kancalamak, yakalamak, sarmak

Örnek:

Hang your coat on the hook by the door.
Paltounu kapının yanındaki kancaya as.

hopefully

/ˈhoʊp.fəl.i/

(adverb) umutla, umutlu bir şekilde, umarım

Örnek:

She looked at him hopefully, waiting for a positive answer.
Ona umutla baktı, olumlu bir cevap bekliyordu.

hunger

/ˈhʌŋ.ɡɚ/

(noun) açlık, arzu, istek;

(verb) açlık çekmek, çok istemek, acıkmak

Örnek:

He felt a pang of hunger.
Bir açlık sancısı hissetti.

hypothesis

/haɪˈpɑː.θə.sɪs/

(noun) hipotez, varsayım

Örnek:

The scientist formed a hypothesis about the cause of the phenomenon.
Bilim adamı, fenomenin nedeni hakkında bir hipotez oluşturdu.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren