Avatar of Vocabulary Set B1 - U Harfi

Oxford 3000 - B1 İçinde B1 - U Harfi Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Oxford 3000 - B1' içinde 'B1 - U Harfi' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

ugly

/ˈʌɡ.li/

(adjective) çirkin, kötü, iğrenç

Örnek:

She thought the painting was really ugly.
Resmin gerçekten çirkin olduğunu düşündü.

unable

/ʌnˈeɪ.bəl/

(adjective) yapamayan, muktedir olmayan

Örnek:

I am unable to attend the meeting tomorrow.
Yarınki toplantıya katılamıyorum.

uncomfortable

/ʌnˈkʌm.fɚ.t̬ə/

(adjective) rahatsız, konforsuz, rahatsız edici

Örnek:

This chair is very uncomfortable.
Bu sandalye çok rahatsız.

underwear

/ˈʌn.dɚ.wer/

(noun) iç çamaşırı, iç giyim

Örnek:

She bought new lace underwear.
Yeni dantelli iç çamaşırı aldı.

unemployed

/ˌʌn.ɪmˈplɔɪd/

(adjective) işsiz;

(plural noun) işsizler

Örnek:

He has been unemployed for six months.
Altı aydır işsiz.

unemployment

/ˌʌn.ɪmˈplɔɪ.mənt/

(noun) işsizlik

Örnek:

The government is working to reduce unemployment.
Hükümet işsizliği azaltmak için çalışıyor.

unfair

/ʌnˈfer/

(adjective) haksız, adaletsiz

Örnek:

It's unfair to blame him for everything.
Her şey için onu suçlamak haksızlık.

union

/ˈjuː.njən/

(noun) birlik, federasyon, sendika

Örnek:

The states formed a union to strengthen their defense.
Eyaletler savunmalarını güçlendirmek için bir birlik kurdu.

unless

/ənˈles/

(conjunction) medikçe, madıkça, olmadıkça

Örnek:

You won't pass the exam unless you study harder.
Daha çok çalışmadığın sürece sınavı geçemezsin.

unlike

/ʌnˈlaɪk/

(preposition) aksine, farklı olarak;

(adjective) ona göre değil, tipik olmayan

Örnek:

Unlike his brother, he is very shy.
Kardeşinin aksine, o çok utangaçtır.

unlikely

/ʌnˈlaɪ.kli/

(adjective) olası olmayan, beklenmedik

Örnek:

It's unlikely that he will arrive on time.
Zamanında gelmesi pek olası değil.

unnecessary

/ʌnˈnes.ə.ser.i/

(adjective) gereksiz, lüzumsuz

Örnek:

It's unnecessary to bring a coat; it's warm outside.
Palto getirmek gereksiz; dışarısı sıcak.

unpleasant

/ʌnˈplez.ənt/

(adjective) hoş olmayan, nahoş

Örnek:

The smell from the garbage was very unpleasant.
Çöpün kokusu çok hoş değildi.

update

/ʌpˈdeɪt/

(verb) güncellemek, yenilemek, bilgilendirmek;

(noun) güncelleme, yenileme, son bilgiler

Örnek:

We need to update our software to the latest version.
Yazılımımızı en son sürüme güncellememiz gerekiyor.

upon

/əˈpɑːn/

(preposition) üzerine, üstünde, hemen sonra

Örnek:

The decision was based upon careful consideration.
Karar dikkatli bir değerlendirmeye dayanıyordu.

upset

/ʌpˈset/

(verb) üzmek, keyfini kaçırmak, devirmek;

(adjective) üzgün, keyifsiz, bozuk;

(noun) sürpriz, bozgun

Örnek:

The news really upset her.
Haber onu gerçekten üzdü.

used

/juːst/

(adjective) alışkın, kullanılmış, ikinci el;

(past participle) kullandı, kullanılmış;

(modal verb) eskiden, önceden

Örnek:

I'm used to waking up early.
Erken kalkmaya alışkınım.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren