Avatar of Vocabulary Set B1 - N Harfi

Oxford 3000 - B1 İçinde B1 - N Harfi Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Oxford 3000 - B1' içinde 'B1 - N Harfi' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

nail

/neɪl/

(noun) çivi, tırnak;

(verb) çivilemek, sabitlemek, yakalamak

Örnek:

He hammered a nail into the wall to hang the picture.
Resmi asmak için duvara bir çivi çaktı.

narrative

/ˈner.ə.t̬ɪv/

(noun) anlatı, hikaye, söylem;

(adjective) anlatısal, hikayesel

Örnek:

The novel has a compelling narrative.
Romanın sürükleyici bir anlatımı var.

nation

/ˈneɪ.ʃən/

(noun) ulus, devlet

Örnek:

The United States is a diverse nation.
Amerika Birleşik Devletleri çeşitli bir ulustur.

native

/ˈneɪ.t̬ɪv/

(noun) yerli, doğma büyüme;

(adjective) yerli, ana, doğal

Örnek:

She is a native of Paris.
O, Paris'in yerlisidir.

naturally

/ˈnætʃ.ɚ.əl.i/

(adverb) doğal olarak, kendiliğinden, elbette

Örnek:

The river flows naturally to the sea.
Nehir doğal olarak denize akar.

necessarily

/ˈnes.ə.ser.ɪl.i/

(adverb) mutlaka, zorunlu olarak

Örnek:

Money doesn't necessarily buy happiness.
Para mutlaka mutluluğu satın almaz.

need

/niːd/

(verb) ihtiyaç duymak, gerekmek;

(noun) ihtiyaç, gereksinim

Örnek:

I need to go to the bank.
Bankaya gitmem gerekiyor.

needle

/ˈniː.dəl/

(noun) iğne, ibre, gösterge;

(verb) iğnelemek, rahatsız etmek

Örnek:

She threaded the needle with blue yarn.
Mavi ipliği iğneye geçirdi.

neighbourhood

/ˈneɪ.bɚ.hʊd/

(noun) mahalle, semt, mahalle sakinleri

Örnek:

She grew up in a quiet neighbourhood.
Sakin bir mahallede büyüdü.

neither

/ˈnaɪ.ðɚ/

(determiner) hiçbiri, ne... ne de;

(pronoun) hiçbiri;

(adverb) değil, da;

(conjunction) ne... ne de

Örnek:

Neither of them is coming to the party.
İkisinden hiçbiri partiye gelmiyor.

net

/net/

(noun) ağ, file, internet;

(verb) ağla yakalamak, yakalamak, net kazanmak;

(adjective) net

Örnek:

The fisherman cast his net into the sea.
Balıkçı ağını denize attı.

next

/nekst/

(adjective) sonraki, bir sonraki, yanında;

(adverb) daha sonra, ardından

Örnek:

What are you doing next?
Sonra ne yapıyorsun?

nor

/nɔːr/

(conjunction) ne de, da

Örnek:

He is neither rich nor famous.
Ne zengin ne de ünlü.

normal

/ˈnɔːr.məl/

(adjective) normal, olağan;

(noun) normal, olağan durum

Örnek:

It's normal to feel nervous before a big presentation.
Büyük bir sunumdan önce gergin hissetmek normaldir.

northern

/ˈnɔːr.ðɚn/

(adjective) kuzey, kuzeydeki

Örnek:

The northern lights are a beautiful phenomenon.
Kuzey ışıkları güzel bir olgudur.

note

/noʊt/

(noun) not, kayıt, nota;

(verb) not etmek, fark etmek, not almak

Örnek:

I made a note of her address.
Adresini not aldım.

now

/naʊ/

(adverb) şimdi, şu an, az önce;

(interjection) şimdi, hemen;

(noun) şimdi, mevcut zaman;

(conjunction) madem, şimdi

Örnek:

I need to leave now.
Şimdi gitmem gerekiyor.

nuclear

/ˈnuː.kliː.ɚ/

(adjective) nükleer, çekirdek, temel

Örnek:

Nuclear physics is a complex field of study.
Nükleer fizik karmaşık bir çalışma alanıdır.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren