Avatar of Vocabulary Set A2 - O Harfi

Oxford 3000 - A2 İçinde A2 - O Harfi Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Oxford 3000 - A2' içinde 'A2 - O Harfi' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

ocean

/ˈoʊ.ʃən/

(noun) okyanus, çok fazla

Örnek:

The ship sailed across the vast ocean.
Gemi engin okyanus boyunca yelken açtı.

offer

/ˈɑː.fɚ/

(verb) teklif etmek, sunmak, önermek;

(noun) teklif, öneri, indirim

Örnek:

He offered her a cup of tea.
Ona bir fincan çay teklif etti.

officer

/ˈɑː.fɪ.sɚ/

(noun) memur, subay;

(verb) memurlandırmak, subay atamak

Örnek:

The police officer directed traffic.
Polis memuru trafiği yönlendirdi.

oil

/ɔɪl/

(noun) yağ, petrol, yağlı boya;

(verb) yağlamak, cilalamak

Örnek:

The car needs an oil change.
Arabanın yağ değişimi gerekiyor.

onto

/ˈɑːn.tu/

(preposition) üzerine, üstüne, anlamak

Örnek:

The cat jumped onto the table.
Kedi masanın üzerine atladı.

opportunity

/ˌɑː.pɚˈtuː.nə.t̬i/

(noun) fırsat, imkan

Örnek:

This is a great opportunity to learn new skills.
Bu, yeni beceriler öğrenmek için harika bir fırsat.

option

/ˈɑːp.ʃən/

(noun) seçenek, alternatif, opsiyon

Örnek:

You have two options: stay or leave.
İki seçeneğiniz var: kalmak ya da gitmek.

ordinary

/ˈɔːr.dən.er.i/

(adjective) sıradan, normal;

(noun) sıradanlık, normallik

Örnek:

It was just an ordinary day at the office.
Ofiste sadece sıradan bir gündü.

organization

/ˌɔːr.ɡən.əˈzeɪ.ʃən/

(noun) organizasyon, kuruluş, düzenleme

Örnek:

The company is a large international organization.
Şirket büyük bir uluslararası organizasyondur.

organize

/ˈɔːr.ɡən.aɪz/

(verb) düzenlemek, organize etmek, örgütlemek

Örnek:

She helped him organize his thoughts.
Düşüncelerini düzenlemesine yardım etti.

original

/əˈrɪdʒ.ən.əl/

(adjective) orijinal, ilk, özgün;

(noun) orijinal, özgün eser

Örnek:

The original plan was to leave early.
Orijinal plan erken ayrılmaktı.

ourselves

/ˌaʊ.ɚˈselvz/

(pronoun) kendimiz

Örnek:

We decided to treat ourselves to a nice dinner.
Kendimize güzel bir akşam yemeği ısmarlamaya karar verdik.

outside

/ˌaʊtˈsaɪd/

(noun) dış, dışarısı, dışarı;

(adjective) dış, harici;

(adverb) dışarıda, dışarı;

(preposition) dışında

Örnek:

The outside of the house needs painting.
Evin dışı boyanmalı.

oven

/ˈʌv.ən/

(noun) fırın

Örnek:

Preheat the oven to 200 degrees Celsius.
Fırını 200 santigrat dereceye ısıtın.

own

/oʊn/

(adjective) kendi, şahsi;

(verb) sahip olmak, malik olmak, kabullenmek;

(adverb) kendi başına, tek başına

Örnek:

I have my own car.
Kendi arabam var.

owner

/ˈoʊ.nɚ/

(noun) sahip, mal sahibi

Örnek:

The owner of the house lives next door.
Evin sahibi yan tarafta oturuyor.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren