Avatar of Vocabulary Set Top 151 - 175 Verbs

En Sık Kullanılan 500 İngilizce Fiil İçinde Top 151 - 175 Verbs Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'En Sık Kullanılan 500 İngilizce Fiil' içinde 'Top 151 - 175 Verbs' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

remain

/rɪˈmeɪn/

(verb) kalmak, geriye kalmak, sürdürmek;

(noun) kalıntı, artık

Örnek:

Only a few ruins remain from the ancient city.
Antik şehirden sadece birkaç kalıntı kalmıştır.

face

/feɪs/

(noun) yüz, kadran, yüzey;

(verb) yüzleşmek, karşılaşmak, bakmak

Örnek:

She washed her face with cold water.
Yüzünü soğuk suyla yıkadı.

bear

/ber/

(noun) ayı;

(verb) taşımak, dayanmak, doğurmak

Örnek:

A grizzly bear was spotted near the campsite.
Kamp alanının yakınında bir boz ayı görüldü.

wonder

/ˈwʌn.dɚ/

(noun) hayranlık, harika, mucize;

(verb) merak etmek, şaşırmak, hayran kalmak

Örnek:

The Grand Canyon filled them with wonder.
Büyük Kanyon onları hayranlıkla doldurdu.

study

/ˈstʌd.i/

(noun) çalışma, öğrenme, çalışma odası;

(verb) çalışmak, öğrenmek, incelemek

Örnek:

She spent all night studying for her exams.
Sınavları için bütün gece çalıştı.

apply

/əˈplaɪ/

(verb) başvurmak, müracaat etmek, sürmek

Örnek:

You should apply for the job by Friday.
Cuma gününe kadar işe başvurmalısın.

manage

/ˈmæn.ədʒ/

(verb) yönetmek, idare etmek, başarmak

Örnek:

She manages a team of ten employees.
On kişilik bir ekibi yönetiyor.

reduce

/rɪˈduːs/

(verb) azaltmak, indirmek, küçültmek

Örnek:

We need to reduce our expenses.
Giderlerimizi azaltmamız gerekiyor.

adapt

/əˈdæpt/

(verb) uyarlamak, adapte etmek, uyum sağlamak

Örnek:

The car has been adapted for use by disabled drivers.
Araç, engelli sürücülerin kullanımı için uyarlanmıştır.

travel

/ˈtræv.əl/

(verb) seyahat etmek, gitmek, ilerlemek;

(noun) seyahat, yolculuk

Örnek:

I love to travel to new countries.
Yeni ülkelere seyahat etmeyi severim.

name

/neɪm/

(noun) isim, ad, itibar;

(verb) adlandırmak, isimlendirmek

Örnek:

What is your name?
Adın ne?

suggest

/səˈdʒest/

(verb) önermek, tavsiye etmek, ima etmek

Örnek:

I suggest we take a break.
Bir mola vermemizi öneririm.

remove

/rɪˈmuːv/

(verb) kaldırmak, çıkarmak, gidermek

Örnek:

Please remove your shoes before entering the house.
Eve girmeden önce ayakkabılarınızı çıkarın lütfen.

cook

/kʊk/

(verb) pişirmek, yemek yapmak;

(noun) aşçı, yemekçi

Örnek:

She loves to cook Italian food.
İtalyan yemekleri pişirmeyi sever.

welcome

/ˈwel.kəm/

(verb) karşılamak, ağırlamak;

(exclamation) hoş geldin, rica ederim;

(adjective) hoş karşılanan, memnuniyetle karşılanan;

(noun) karşılama, ağırlama

Örnek:

We welcomed the new neighbors to the community.
Yeni komşuları topluluğa karşıladık.

improve

/ɪmˈpruːv/

(verb) geliştirmek, iyileştirmek

Örnek:

He wants to improve his English skills.
İngilizce becerilerini geliştirmek istiyor.

control

/kənˈtroʊl/

(noun) kontrol, denetim, kumanda;

(verb) kontrol etmek, yönetmek, kısıtlamak

Örnek:

She has excellent control over her emotions.
Duyguları üzerinde mükemmel bir kontrolü var.

compare

/kəmˈper/

(verb) karşılaştırmak, kıyaslanmak, benzer olmak

Örnek:

Let's compare the two proposals and see which one is better.
İki teklifi karşılaştıralım ve hangisinin daha iyi olduğunu görelim.

drink

/drɪŋk/

(noun) içecek, yudum, içki;

(verb) içmek, alkol almak, içki içmek

Örnek:

Would you like a drink?
Bir içecek ister misiniz?

experience

/ɪkˈspɪr.i.əns/

(noun) deneyim, olay;

(verb) deneyimlemek, yaşamak

Örnek:

He has a lot of experience in teaching.
Öğretmenlikte çok deneyimi var.

test

/test/

(noun) test, deneme, sınav;

(verb) test etmek, denemek, sınamak

Örnek:

The new software underwent rigorous tests before its release.
Yeni yazılım piyasaya sürülmeden önce titiz testlerden geçti.

carry

/ˈker.i/

(verb) taşımak, götürmek, içermek;

(noun) menzil, uçuş mesafesi

Örnek:

She helped him carry the heavy box.
Ağır kutuyu taşımasına yardım etti.

return

/rɪˈtɝːn/

(verb) dönmek, iade etmek, geri aramak;

(noun) dönüş, iade, getiri

Örnek:

He decided to return to his hometown after many years.
Uzun yıllar sonra memleketine dönmeye karar verdi.

treat

/triːt/

(verb) davranmak, muamele etmek, işlemek;

(noun) keyif, ödül, ikram

Örnek:

She treats everyone with respect.
Herkese saygıyla davranır.

worry

/ˈwɝː.i/

(verb) endişelenmek, endişelendirmek, rahatsız etmek;

(noun) endişe, kaygı

Örnek:

Don't worry about a thing; everything will be fine.
Hiçbir şey için endişelenme; her şey yoluna girecek.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren