Avatar of Vocabulary Set Top 376 - 400 Adjectives

En Yaygın 500 İngilizce Sıfat İçinde Top 376 - 400 Adjectives Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'En Yaygın 500 İngilizce Sıfat' içinde 'Top 376 - 400 Adjectives' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

relevant

/ˈrel.ə.vənt/

(adjective) ilgili, uygun, alakalı

Örnek:

Please provide all relevant documents for the case.
Lütfen dava için tüm ilgili belgeleri sağlayın.

rough

/rʌf/

(adjective) pürüzlü, engebeli, sert;

(adverb) kaba, sertçe;

(noun) zorluk, sıkıntı

Örnek:

The old wooden table had a rough surface.
Eski ahşap masanın pürüzlü bir yüzeyi vardı.

environmental

/ɪnˌvaɪ.rəˈmen.t̬əl/

(adjective) çevresel, ortamsal

Örnek:

The company is committed to reducing its environmental footprint.
Şirket, çevresel ayak izini azaltmaya kararlıdır.

awful

/ˈɑː.fəl/

(adjective) korkunç, berbat, iğrenç;

(adverb) korkunç, berbat

Örnek:

The weather was awful yesterday.
Dün hava berbattı.

crucial

/ˈkruː.ʃəl/

(adjective) çok önemli, kritik, hayati

Örnek:

It is crucial that we act immediately.
Hemen harekete geçmemiz çok önemli.

formal

/ˈfɔːr.məl/

(adjective) resmi, biçimsel, yapısal

Örnek:

The meeting requires formal attire.
Toplantı resmi kıyafet gerektiriyor.

tremendous

/trɪˈmen.dəs/

(adjective) muazzam, devasa, çok büyük

Örnek:

They made a tremendous effort to finish the project on time.
Projeyi zamanında bitirmek için muazzam bir çaba sarf ettiler.

wise

/waɪz/

(adjective) akıllı, bilge, akıllıca;

(suffix) açısından, bakımından

Örnek:

She gave me some wise advice about my career.
Kariyerim hakkında bana bazı akıllıca tavsiyeler verdi.

ideal

/aɪˈdiː.əl/

(adjective) ideal, mükemmel, hayali;

(noun) ideal, örnek

Örnek:

This is the ideal place for a picnic.
Burası piknik için ideal bir yer.

dear

/dɪr/

(adjective) sevgili, değerli, sayın;

(noun) sevgilim, canım;

(exclamation) aman tanrım, eyvah

Örnek:

She is a dear friend to me.
O benim için sevgili bir arkadaş.

friendly

/ˈfrend.li/

(adjective) cana yakın, arkadaş canlısı, dostu

Örnek:

She has a very friendly smile.
Çok cana yakın bir gülümsemesi var.

corporate

/ˈkɔːr.pɚ.ət/

(adjective) kurumsal, şirket, şirkete ait

Örnek:

The company announced a new corporate strategy.
Şirket yeni bir kurumsal strateji duyurdu.

academic

/ˌæk.əˈdem.ɪk/

(adjective) akademik, eğitimsel, teorik;

(noun) akademisyen, öğretim üyesi

Örnek:

She has a strong academic background.
Güçlü bir akademik geçmişi var.

domesticated

/dəˈmes.tɪ.keɪ.t̬ɪd/

(adjective) evcilleştirilmiş, ehlileştirilmiş, evcimen

Örnek:

Dogs are domesticated animals.
Köpekler evcilleştirilmiş hayvanlardır.

everyday

/ˈev.ri.deɪ/

(adjective) günlük, sıradan

Örnek:

This is my everyday jacket, I wear it all the time.
Bu benim günlük ceketim, sürekli giyerim.

visible

/ˈvɪz.ə.bəl/

(adjective) görünür, belli, belirgin

Örnek:

The moon was clearly visible in the night sky.
Ay gece gökyüzünde açıkça görünüyordu.

deaf

/def/

(adjective) sağır, kulak asmayan, duyarsız

Örnek:

She was born profoundly deaf.
Doğuştan ileri derecede sağırdı.

aggressive

/əˈɡres.ɪv/

(adjective) agresif, saldırgan, kararlı

Örnek:

The dog became aggressive when a stranger approached.
Bir yabancı yaklaştığında köpek agresifleşti.

loose

/luːs/

(adjective) gevşek, sıkı olmayan, serbest;

(verb) serbest bırakmak, salıvermek

Örnek:

The button on my shirt is loose.
Gömleğimin düğmesi gevşek.

grateful

/ˈɡreɪt.fəl/

(adjective) minnettar, şükran duyan

Örnek:

I am so grateful for your help.
Yardımınız için çok minnettarım.

Jewish

/ˈdʒuː.ɪʃ/

(adjective) Yahudi

Örnek:

She comes from a large Jewish family.
Büyük bir Yahudi aileden geliyor.

illegal

/ɪˈliː.ɡəl/

(adjective) yasa dışı, kanunsuz

Örnek:

It is illegal to drive without a license.
Ehliyetsiz araç kullanmak yasa dışıdır.

magnetic

/mæɡˈnet̬.ɪk/

(adjective) manyetik, çekici, büyüleyici

Örnek:

The compass needle is magnetic.
Pusula ibresi manyetiktir.

insane

/ɪnˈseɪn/

(adjective) deli, akıl hastası, çılgınca

Örnek:

The stress of the job almost drove him insane.
İşin stresi onu neredeyse deli ediyordu.

painful

/ˈpeɪn.fəl/

(adjective) ağrılı, acı veren, acı verici

Örnek:

The injection was quite painful.
Enjeksiyon oldukça ağrılıydı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren