Avatar of Vocabulary Set Top 51 - 75 Phrasal Verbs

En Yaygın 250 İngilizce Deyimsel Fiil İçinde Top 51 - 75 Phrasal Verbs Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'En Yaygın 250 İngilizce Deyimsel Fiil' içinde 'Top 51 - 75 Phrasal Verbs' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

comeback

/ˈkʌm.bæk/

(noun) geri dönüş, yeniden yükseliş, karşılık

Örnek:

The singer made a successful comeback after a long hiatus.
Şarkıcı uzun bir aradan sonra başarılı bir geri dönüş yaptı.

take on

/teɪk ɑːn/

(phrasal verb) üstlenmek, kabul etmek, işe almak

Örnek:

I can't take on any more work right now.
Şu anda daha fazla iş üstlenemem.

take over

/ˈteɪk ˌoʊ.vər/

(phrasal verb) devralmak, ele geçirmek, baskın gelmek

Örnek:

She will take over as CEO next month.
Gelecek ay CEO olarak görevi devralacak.

rely on

/rɪˈlaɪ ɑːn/

(phrasal verb) güvenmek, dayanmak

Örnek:

You can always rely on me for help.
Yardım için her zaman bana güvenebilirsin.

bring up

/brɪŋ ʌp/

(phrasal verb) yetiştirmek, büyütmek, dile getirmek

Örnek:

She was brought up by her grandparents.
Büyükannesi ve büyükbabası tarafından büyütüldü.

reach out

/riːtʃ aʊt/

(phrasal verb) iletişime geçmek, ulaşmak, uzanmak

Örnek:

Feel free to reach out if you have any questions.
Herhangi bir sorunuz olursa iletişime geçmekten çekinmeyin.

come together

/kʌm təˈɡeð.ər/

(phrasal verb) bir araya gelmek, toplanmak, şekillenmek

Örnek:

The community will come together to discuss the new park.
Topluluk yeni parkı tartışmak için bir araya gelecek.

result in

/rɪˈzʌlt ɪn/

(phrasal verb) ile sonuçlanmak, yol açmak, neden olmak

Örnek:

His carelessness resulted in a serious accident.
Dikkatsizliği ciddi bir kazaya yol açtı.

sign up

/saɪn ʌp/

(phrasal verb) kaydolmak, üye olmak

Örnek:

I decided to sign up for the yoga class.
Yoga dersine kaydolmaya karar verdim.

stand up

/stænd ˈʌp/

(phrasal verb) ayağa kalkmak, kalkmak, savunmak

Örnek:

Please stand up when the judge enters the courtroom.
Yargıç mahkeme salonuna girdiğinde lütfen ayağa kalkın.

look back

/lʊk bæk/

(phrasal verb) geriye dönüp bakmak, anımsamak, arkasına bakmak

Örnek:

When I look back on my childhood, I remember happy times.
Çocukluğuma dönüp baktığımda mutlu zamanları hatırlarım.

get back

/ɡɛt bæk/

(phrasal verb) geri dönmek, dönmek, geri almak

Örnek:

I need to get back home before it gets dark.
Hava kararmadan eve geri dönmem gerekiyor.

get through

/ɡet θruː/

(phrasal verb) atlatmak, üstesinden gelmek, ulaşmak

Örnek:

I don't know how I'm going to get through this week.
Bu haftayı nasıl atlatacağımı bilmiyorum.

look up

/lʊk ˈʌp/

(phrasal verb) aramak, bakmak, iyileşmek

Örnek:

I need to look up the meaning of this word in the dictionary.
Bu kelimenin anlamını sözlükten aramam gerekiyor.

engage in

/ɪnˈɡeɪdʒ ɪn/

(phrasal verb) katılmak, meşgul olmak

Örnek:

They engage in lively discussions during their meetings.
Toplantıları sırasında canlı tartışmalara katılırlar.

take out

/ˈteɪk aʊt/

(phrasal verb) çıkarmak, dışarı atmak, çekmek

Örnek:

Can you please take out the trash?
Çöpü çıkarabilir misin lütfen?

put out

/pʊt aʊt/

(phrasal verb) söndürmek, rahatsız etmek, canını sıkmak

Örnek:

The firefighters quickly put out the blaze.
İtfaiyeciler yangını hızla söndürdü.

go around

/ɡoʊ əˈraʊnd/

(phrasal verb) etrafında dönmek, dolaşmak, yetmek

Örnek:

The Earth goes around the Sun.
Dünya Güneş'in etrafında döner.

get back to

/ɡɛt bæk tuː/

(phrasal verb) geri dönmek, geri gelmek, cevap vermek

Örnek:

I need to get back to work after this break.
Bu aradan sonra işe geri dönmem gerekiyor.

live on

/lɪv ɑːn/

(phrasal verb) yaşamaya devam etmek, varlığını sürdürmek, ile yaşamak

Örnek:

Despite the hardships, the community managed to live on.
Zorluklara rağmen topluluk yaşamaya devam etti.

come through

/kʌm θruː/

(phrasal verb) atlatmak, üstesinden gelmek, ortaya çıkmak

Örnek:

She came through the surgery well.
Ameliyatı iyi atlattı.

slow down

/sloʊ daʊn/

(phrasal verb) yavaşlamak, hızını azaltmak

Örnek:

You need to slow down when you're driving in a residential area.
Yerleşim bölgesinde araba kullanırken yavaşlaman gerekiyor.

start out

/stɑːrt aʊt/

(phrasal verb) başlamak, yola çıkmak, hareket etmek

Örnek:

He started out as a humble apprentice.
Mütevazı bir çırak olarak başladı.

build up

/bɪld ʌp/

(phrasal verb) oluşturmak, güçlendirmek, biriktirmek

Örnek:

She needs to build up her strength after the illness.
Hastalık sonrası gücünü toparlaması gerekiyor.

start off

/stɑːrt ˈɔːf/

(phrasal verb) başlamak, yola çıkmak, kurulmak

Örnek:

We decided to start off early to avoid traffic.
Trafiğe yakalanmamak için erken yola çıkmaya karar verdik.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren