Avatar of Vocabulary Set Toplum

C2 Seviyesi İçinde Toplum Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'C2 Seviyesi' içinde 'Toplum' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

caste

/kæst/

(noun) kast, kast sistemi

Örnek:

The traditional caste system in India has deep historical roots.
Hindistan'daki geleneksel kast sisteminin derin tarihi kökleri vardır.

anomie

/ˈæn.əm.i/

(noun) anomi, normsuzluk

Örnek:

The rapid social changes led to a sense of anomie in the community.
Hızlı sosyal değişimler, toplumda bir anomi duygusuna yol açtı.

civics

/ˈsɪv.ɪks/

(noun) vatandaşlık bilgisi, sivil bilgiler

Örnek:

She excelled in her civics class, always eager to learn about government.
Vatandaşlık bilgisi dersinde başarılıydı, her zaman hükümet hakkında bilgi edinmeye hevesliydi.

denizen

/ˈden.ə.zən/

(noun) sakin, yerli, vatandaş

Örnek:

The polar bear is a true denizen of the Arctic.
Kutup ayısı, Arktik'in gerçek bir sakinidir.

global village

/ˌɡloʊbl ˈvɪlɪdʒ/

(noun) küresel köy

Örnek:

The internet has transformed the world into a global village.
İnternet dünyayı bir küresel köye dönüştürdü.

grass roots

/ˈɡræs ruːts/

(noun) taban, temel;

(adjective) taban, halktan

Örnek:

The movement gained support at the grass roots level.
Hareket taban düzeyinde destek kazandı.

intersectionality

/ˌɪn.tər.sek.ʃənˈæl.ə.t̬i/

(noun) kesişimsellik

Örnek:

Understanding intersectionality is crucial for addressing complex social inequalities.
Kesişimsellik kavramını anlamak, karmaşık sosyal eşitsizlikleri ele almak için çok önemlidir.

othering

/ˈʌð.ər.ɪŋ/

(noun) ötekileştirme, yabancılaştırma

Örnek:

The politician's speech was criticized for its clear examples of othering.
Siyasetçinin konuşması, açık ötekileştirme örnekleri nedeniyle eleştirildi.

polity

/ˈpɑː.lə.t̬i/

(noun) yönetim biçimi, siyasi yapı, siyasi birim

Örnek:

The nation adopted a new polity after the revolution.
Devrimden sonra ulus yeni bir yönetim biçimi benimsedi.

commoner

/ˈkɑː.mən.ɚ/

(noun) halktan biri, sıradan vatandaş

Örnek:

Despite his wealth, he was still considered a commoner by the aristocracy.
Servetine rağmen, aristokrasi tarafından hala bir halktan biri olarak görülüyordu.

inferior

/ɪnˈfɪr.i.ɚ/

(adjective) daha düşük, aşağı, kalitesiz;

(noun) ast, daha düşük rütbeli

Örnek:

This product is inferior to the one we bought last time.
Bu ürün, geçen sefer aldığımızdan daha düşük kalitede.

fundraiser

/ˈfʌndˌreɪ.zɚ/

(noun) bağışçı, fon toplayıcı, bağış etkinliği

Örnek:

The charity hired a professional fundraiser to help with their annual campaign.
Hayır kurumu, yıllık kampanyalarına yardımcı olması için profesyonel bir bağışçı tuttu.

soirée

/swɑːˈreɪ/

(noun) suare, akşam toplantısı

Örnek:

They hosted a delightful soirée with classical music and fine wine.
Klasik müzik ve kaliteli şarap eşliğinde keyifli bir suare düzenlediler.

public spirit

/ˌpʌb.lɪk ˈspɪr.ɪt/

(noun) kamu ruhu, toplum bilinci

Örnek:

Her dedication to volunteering showed her strong public spirit.
Gönüllülüğe olan bağlılığı, güçlü kamu ruhunu gösterdi.

social capital

/ˈsoʊʃl ˈkæpɪtl/

(noun) sosyal sermaye

Örnek:

Building strong community ties increases social capital.
Güçlü topluluk bağları kurmak sosyal sermayeyi artırır.

marginalization

/ˌmɑːr.dʒɪ.nə.ləˈzeɪ.ʃən/

(noun) ötekileştirme, dışlama

Örnek:

The marginalization of minority groups is a serious social issue.
Azınlık gruplarının ötekileştirilmesi ciddi bir sosyal sorundur.

subjugation

/ˌsʌb.dʒəˈɡeɪ.ʃən/

(noun) boyunduruk altına alma, itaat ettirme, bastırma

Örnek:

The empire's goal was the complete subjugation of neighboring lands.
İmparatorluğun amacı komşu toprakların tamamen boyunduruk altına alınmasıydı.

meritocracy

/ˌmer.əˈtɑː.krə.si/

(noun) liyakat sistemi, liyakatçılık, liyakat toplumu

Örnek:

The company operates as a true meritocracy, where hard work and talent are rewarded.
Şirket, sıkı çalışma ve yeteneğin ödüllendirildiği gerçek bir liyakat sistemi olarak işlemektedir.

matriarchy

/ˈmeɪ.tri.ɑːr.ki/

(noun) anaerkillik, kadın egemenliği

Örnek:

Some ancient civilizations were believed to be matriarchies.
Bazı antik uygarlıkların anaerkil olduğu düşünülüyordu.

pluralism

/ˈplʊr.əl.ɪ.zəm/

(noun) çoğulculuk

Örnek:

The country is known for its cultural pluralism, with many different ethnic groups living together peacefully.
Ülke, birçok farklı etnik grubun barış içinde bir arada yaşadığı kültürel çoğulculuğuyla tanınır.

patriarchy

/ˈpeɪ.tri.ɑːr.ki/

(noun) ataerkillik, baba soyu

Örnek:

The feminist movement seeks to dismantle the structures of patriarchy.
Feminist hareket ataerkilliğin yapılarını yıkmayı amaçlamaktadır.

stratification

/ˌstræt̬.ə.fəˈkeɪ.ʃən/

(noun) tabakalaşma, katmanlaşma

Örnek:

Social stratification is a common feature of many societies.
Sosyal tabakalaşma birçok toplumun ortak bir özelliğidir.

socioeconomic

/ˌsoʊ.si.oʊˌiː.kəˈnɑː.mɪk/

(adjective) sosyoekonomik

Örnek:

The study examined the socioeconomic impact of the new policy.
Çalışma, yeni politikanın sosyoekonomik etkisini inceledi.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren