Avatar of Vocabulary Set Boyut ve Büyüklük

C2 Seviyesi İçinde Boyut ve Büyüklük Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'C2 Seviyesi' içinde 'Boyut ve Büyüklük' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

thundering

/ˈθʌn.dɚ.ɪŋ/

(adjective) gürüldeyen, gürültülü, müthiş;

(noun) gürültü, uğultu

Örnek:

The thundering hooves of the horses shook the ground.
Atların gürüldeyen toynakları yeri sarstı.

gargantuan

/ɡɑːrˈɡæn.tʃu.ən/

(adjective) devasa, muazzam

Örnek:

The company built a gargantuan new factory.
Şirket devasa yeni bir fabrika inşa etti.

jumbo

/ˈdʒʌm.boʊ/

(adjective) jumbo, dev;

(noun) jumbo, dev

Örnek:

We ordered a jumbo pizza for the party.
Parti için jumbo pizza sipariş ettik.

whopping

/ˈwɑː.pɪŋ/

(adjective) muazzam, devasa;

(adverb) çok, aşırı

Örnek:

The company reported a whoping profit this quarter.
Şirket bu çeyrekte muazzam bir kar bildirdi.

humongous

/hjuːˈmʌŋ.ɡəs/

(adjective) devasa, muazzam

Örnek:

They built a humongous shopping mall.
Devasa bir alışveriş merkezi inşa ettiler.

ginormous

/ˌdʒaɪˈnɔːr.məs/

(adjective) devasa, muazzam, kocaman

Örnek:

They built a ginormous sandcastle on the beach.
Sahilde devasa bir kumdan kale inşa ettiler.

colossal

/kəˈlɑː.səl/

(adjective) devasa, muazzam, çok büyük

Örnek:

The company made a colossal mistake.
Şirket muazzam bir hata yaptı.

thumping

/ˈθʌm.pɪŋ/

(noun) gümbürtü, patlama, vurma sesi;

(adjective) büyük, etkileyici, ezici;

(adverb) gümbürtüyle, pat pat

Örnek:

We heard a loud thumping from upstairs.
Üst kattan yüksek bir gümbürtü duyduk.

walloping

/ˈwɑː.lə.pɪŋ/

(adjective) muazzam, devasa;

(noun) dayak, yenilgi

Örnek:

He hit a walloping home run that cleared the stadium.
Stadyumu aşan muazzam bir home run vurdu.

infinitesimal

/ˌɪn.fɪ.nəˈtes.ə.məl/

(adjective) çok küçük, sonsuz küçük

Örnek:

The chances of winning the lottery are infinitesimal.
Piyangoyu kazanma şansı çok küçük.

titchy

/ˈtɪtʃ.i/

(adjective) minik, küçücük

Örnek:

The kitten was absolutely titchy, fitting in the palm of my hand.
Yavru kedi kesinlikle minicikti, avucuma sığıyordu.

wee

/wiː/

(adjective) küçük, ufacık;

(noun) biraz, az miktar;

(verb) çiş yapmak, işemek

Örnek:

Just a wee bit of sugar in my tea, please.
Çayıma sadece birazcık şeker lütfen.

stupendous

/stuːˈpen.dəs/

(adjective) muhteşem, devasa, harika

Örnek:

The view from the mountain top was stupendous.
Dağ tepesinden manzara muhteşemdi.

prodigious

/prəˈdɪdʒ.əs/

(adjective) olağanüstü, muazzam, devasa

Örnek:

The artist had a prodigious talent for painting.
Sanatçının resim yapmaya olağanüstü bir yeteneği vardı.

stately

/ˈsteɪt.li/

(adjective) görkemli, heybetli, vakur

Örnek:

The old mansion stood on the hill, a stately presence overlooking the town.
Eski konak tepede duruyordu, şehre tepeden bakan görkemli bir varlık.

imposing

/ɪmˈpoʊ.zɪŋ/

(adjective) heybetli, görkemli, etkileyici

Örnek:

The cathedral was an imposing structure.
Katedral heybetli bir yapıydı.

panoramic

/ˌpæn.əˈræm.ɪk/

(adjective) panoramik

Örnek:

The hotel room offered a panoramic view of the city skyline.
Otel odası, şehir silüetinin panoramik bir manzarasını sunuyordu.

longitudinal

/ˌlɑːn.dʒəˈtuː.dɪ.nəl/

(adjective) boyuna, uzunlamasına, boylamsal

Örnek:

The bridge has strong longitudinal beams.
Köprüde güçlü boyuna kirişler var.

commodious

/kəˈmoʊ.di.əs/

(adjective) geniş, ferah

Örnek:

The hotel offers commodious rooms with stunning views.
Otel, muhteşem manzaralı geniş odalar sunmaktadır.

sweeping

/ˈswiː.pɪŋ/

(adjective) geniş, kapsamlı, ezici

Örnek:

The car took a sweeping turn around the bend.
Araba virajı geniş bir şekilde döndü.

congested

/kənˈdʒes.tɪd/

(adjective) tıkalı, kalabalık, kanlı

Örnek:

The city streets were heavily congested during rush hour.
Şehir sokakları yoğun saatlerde çok tıkalıydı.

voluminous

/vəˈluː.mə.nəs/

(adjective) hacimli, geniş, bol

Örnek:

She wore a voluminous skirt that swirled around her ankles.
Ayak bileklerinin etrafında dönen hacimli bir etek giymişti.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren