Avatar of Vocabulary Set Duygusal Tepkiler

C2 Seviyesi İçinde Duygusal Tepkiler Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'C2 Seviyesi' içinde 'Duygusal Tepkiler' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

rapturous

/ˈræp.tʃɚ.əs/

(adjective) coşkulu, vecde gelmiş, kendinden geçmiş

Örnek:

The audience gave the performers a rapturous ovation.
Seyirci sanatçılara coşkulu bir alkış verdi.

mesmerizing

/ˈmez.mə.raɪ.zɪŋ/

(adjective) büyüleyici, hipnotize edici, cezbedici

Örnek:

The dancer's performance was absolutely mesmerizing.
Dansçının performansı kesinlikle büyüleyiciydi.

exhilarating

/ɪɡˈzɪl.ə.reɪ.t̬ɪŋ/

(adjective) heyecan verici, canlandırıcı, neşelendirici

Örnek:

The roller coaster ride was an exhilarating experience.
Hız treni yolculuğu heyecan verici bir deneyimdi.

spellbinding

/ˈspelˌbaɪn.dɪŋ/

(adjective) büyüleyici, etkileyici, sürükleyici

Örnek:

The magician's performance was absolutely spellbinding.
Sihirbazın performansı kesinlikle büyüleyiciydi.

riveting

/ˈrɪv.ɪ.t̬ɪŋ/

(adjective) sürükleyici, büyüleyici, etkileyici

Örnek:

The documentary was absolutely riveting from start to finish.
Belgesel baştan sona kesinlikle sürükleyiciydi.

enthralling

/ɪnˈθrɑː.lɪŋ/

(adjective) büyüleyici, sürükleyici, etkileyici

Örnek:

The magician's performance was absolutely enthralling.
Sihirbazın performansı kesinlikle büyüleyiciydi.

enchanting

/ɪnˈtʃæn.t̬ɪŋ/

(adjective) büyüleyici, çekici, cazibeli

Örnek:

The forest was filled with enchanting sounds of birds.
Orman, kuşların büyüleyici sesleriyle doluydu.

invigorating

/ɪnˈvɪɡ.ɚ.eɪ.t̬ɪŋ/

(adjective) canlandırıcı, güçlendirici, enerji verici

Örnek:

The cool mountain air was incredibly invigorating.
Serin dağ havası inanılmaz derecede canlandırıcıydı.

exhilarated

/ɪɡˈzɪl.ə.reɪ.t̬ɪd/

(adjective) coşkulu, neşeli, canlanmış

Örnek:

She felt exhilarated after finishing the marathon.
Maratonu bitirdikten sonra coşkuluydu.

laudable

/ˈlɑː.də.bəl/

(adjective) takdire şayan, övülmeye değer

Örnek:

Her efforts to help the homeless were truly laudable.
Evsizlere yardım etme çabaları gerçekten takdire şayandı.

meritorious

/ˌmer.əˈtɔːr.i.əs/

(adjective) takdire şayan, övülmeye değer

Örnek:

She received an award for her meritorious service to the community.
Topluma yaptığı takdire şayan hizmetten dolayı ödül aldı.

wondrous

/ˈwʌn.drəs/

(adjective) harika, muhteşem, olağanüstü

Örnek:

The Grand Canyon is a truly wondrous sight.
Büyük Kanyon gerçekten harika bir manzara.

aggravating

/ˈæɡ.rə.veɪ.t̬ɪŋ/

(adjective) sinir bozucu, ağırlaştırıcı

Örnek:

The constant noise was very aggravating.
Sürekli gürültü çok sinir bozucuydu.

repugnant

/rɪˈpʌɡ.nənt/

(adjective) iğrenç, tiksindirici, kabul edilemez

Örnek:

The idea of eating insects is repugnant to many people.
Böcek yeme fikri birçok insan için iğrençtir.

off-putting

/ˈɔfˌpʊt.ɪŋ/

(adjective) itici, sevimsiz

Örnek:

His aggressive manner was very off-putting.
Agresif tavrı çok iticiydi.

disquieting

/dɪˈskwaɪə.t̬ɪŋ/

(adjective) rahatsız edici, endişe verici, kaygı uyandıran

Örnek:

The news of the sudden economic downturn was deeply disquieting.
Ani ekonomik gerileme haberi derinden rahatsız ediciydi.

irksome

/ˈɝːk.səm/

(adjective) can sıkıcı, rahatsız edici

Örnek:

The constant buzzing of the fly was quite irksome.
Sineklerin sürekli vızıldaması oldukça can sıkıcıydı.

exasperating

/ɪɡˈzæs.pə.reɪ.t̬ɪŋ/

(adjective) sinir bozucu, çileden çıkarıcı

Örnek:

The constant delays were utterly exasperating.
Sürekli gecikmeler son derece sinir bozucuydu.

vexatious

/vekˈseɪ.ʃəs/

(adjective) can sıkıcı, rahatsız edici, sinir bozucu

Örnek:

The constant delays were very vexatious.
Sürekli gecikmeler çok can sıkıcıydı.

gruesome

/ˈɡruː.səm/

(adjective) korkunç, iğrenç, ürkütücü

Örnek:

The detective described the gruesome details of the crime scene.
Dedektif, olay yerinin korkunç detaylarını anlattı.

nerve-wracking

/ˈnɜːrvˌrækɪŋ/

(adjective) sinir bozucu, gergin

Örnek:

Waiting for the exam results was a nerve-wracking experience.
Sınav sonuçlarını beklemek sinir bozucu bir deneyimdi.

haunting

/ˈhɑːn.t̬ɪŋ/

(adjective) akılda kalıcı, etkileyici, ürkütücü;

(verb) perili, akıldan çıkmayan

Örnek:

The melody was so beautiful and haunting.
Melodi çok güzel ve akılda kalıcıydı.

repellent

/rɪˈpel.ənt/

(noun) kovucu, su geçirmez;

(adjective) kovucu, itici

Örnek:

She sprayed insect repellent on her arms before going into the woods.
Ormana gitmeden önce kollarına böcek kovucu sıktı.

lamentable

/ləˈmen.t̬ə.bəl/

(adjective) üzücü, acınası, acıklı

Örnek:

The team's performance was truly lamentable.
Takımın performansı gerçekten üzücüydü.

anguished

/ˈæŋ.ɡwɪʃt/

(adjective) ızdıraplı, acı çeken, kederli

Örnek:

He let out an anguished cry when he heard the news.
Haberi duyduğunda ızdıraplı bir çığlık attı.

excruciating

/ɪkˈskruː.ʃi.eɪ.t̬ɪŋ/

(adjective) dayanılmaz, işkence gibi, çok acı veren

Örnek:

The pain in his leg was excruciating.
Bacağındaki ağrı dayanılmazdı.

abhorrent

/æbˈhɔːr.ənt/

(adjective) iğrenç, nefret uyandıran, tiksinç

Örnek:

Racism is abhorrent to a civilized society.
Irkçılık, medeni bir toplum için iğrençtir.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren