Avatar of Vocabulary Set Yaygınlık ve Benzersizlik

C2 Seviyesi İçinde Yaygınlık ve Benzersizlik Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'C2 Seviyesi' içinde 'Yaygınlık ve Benzersizlik' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

mainstream

/ˈmeɪn.striːm/

(noun) ana akım, yaygın eğilim;

(adjective) ana akım, yaygın;

(verb) ana akım haline getirmek, entegre etmek

Örnek:

His music moved from the underground scene to the mainstream.
Müziği yeraltı sahnesinden ana akıma geçti.

run-of-the-mill

/ˌrʌn.əv.ðəˈmɪl/

(adjective) sıradan, vasat, ortalama

Örnek:

It was just a run-of-the-mill movie, nothing spectacular.
Sadece sıradan bir filmdi, olağanüstü bir şey yoktu.

prevailing

/prɪˈveɪ.lɪŋ/

(adjective) hâkim, yaygın, baskın

Örnek:

The prevailing mood was one of optimism.
Hâkim ruh hali iyimserlikti.

garden-variety

/ˌɡɑːrdnˈvəraɪəti/

(adjective) sıradan, basit, olağan

Örnek:

It was just a garden-variety cold, nothing serious.
Sadece sıradan bir soğuk algınlığıydı, ciddi bir şey değildi.

unrivaled

/ʌnˈraɪ.vəld/

(adjective) rakipsiz, eşsiz, benzersiz

Örnek:

The team's performance was unrivaled.
Takımın performansı rakipsizdi.

groundbreaking

/ˈɡraʊndˌbreɪ.kɪŋ/

(adjective) çığır açan, yenilikçi, öncü

Örnek:

The scientist made a groundbreaking discovery in medicine.
Bilim insanı tıpta çığır açan bir keşif yaptı.

unaccustomed

/ˌʌn.əˈkʌs.təmd/

(adjective) alışılmadık, olağandışı, alışkın olmayan

Örnek:

He felt an unaccustomed sense of peace.
Alışılmadık bir huzur hissetti.

unwonted

/ʌnˈwɑːn.t̬ɪd/

(adjective) alışılmadık, olağandışı

Örnek:

He spoke with unwonted enthusiasm.
Alışılmadık bir coşkuyla konuştu.

quirky

/ˈkwɝː.ki/

(adjective) tuhaf, garip, acayip

Örnek:

She has a quirky sense of humor.
Tuhaf bir espri anlayışı var.

anomalous

/əˈnɑː.mə.ləs/

(adjective) anormal, olağandışı, aykırı

Örnek:

Scientists observed an anomalous reading on the sensor.
Bilim insanları sensörde anormal bir okuma gözlemledi.

offbeat

/ˌɑːfˈbiːt/

(adjective) sıra dışı, tuhaf, garip

Örnek:

She has a very offbeat sense of humor.
Çok sıra dışı bir mizah anlayışı var.

deviant

/ˈdiː.vi.ənt/

(adjective) sapık, anormal;

(noun) sapık, anormal kişi

Örnek:

His behavior was considered deviant by the community.
Davranışı toplum tarafından sapıkça kabul edildi.

outré

/ˈuː.treɪ/

(adjective) uçuk, aşırı, tuhaf

Örnek:

Her outré fashion choices always turned heads at the event.
Onun uçuk moda tercihleri etkinlikte her zaman dikkat çekiyordu.

uncanny

/ʌnˈkæn.i/

(adjective) tuhaf, garip, esrarengiz

Örnek:

She had an uncanny ability to predict the future.
Geleceği tahmin etme konusunda tuhaf bir yeteneği vardı.

established

/ɪˈstæb.lɪʃt/

(adjective) köklü, yerleşik, kurulmuş;

(verb) kurmak, belirlemek, tespit etmek

Örnek:

The company is an established leader in the industry.
Şirket, sektörde köklü bir liderdir.

unbecoming

/ˌʌn.bɪˈkʌm.ɪŋ/

(adjective) yakışıksız, uygunsuz

Örnek:

His rude behavior was highly unbecoming of a gentleman.
Kaba davranışı bir beyefendiye hiç yakışmıyordu.

outlandish

/ˌaʊtˈlæn.dɪʃ/

(adjective) acayip, tuhaf, garip

Örnek:

She wore an outlandish outfit to the party.
Partiye acayip bir kıyafet giydi.

humdrum

/ˈhʌm.drʌm/

(adjective) sıradan, monoton, sıkıcı;

(noun) sıradanlık, monotonluk, sıkıcılık

Örnek:

Their lives were a series of humdrum tasks.
Hayatları bir dizi sıradan görevden ibaretti.

unorthodox

/ʌnˈɔːr.θə.dɑːks/

(adjective) alışılmadık, ortodoks olmayan, geleneksel olmayan

Örnek:

His teaching methods were considered unorthodox by many.
Öğretim yöntemleri birçok kişi tarafından alışılmadık bulundu.

nonconformist

/ˌnɑːn.kənˈfɔːr.mɪst/

(noun) nonkonformist, aykırı;

(adjective) nonkonformist, aykırı

Örnek:

She was always a nonconformist, challenging traditional norms.
Geleneksel normlara meydan okuyan, her zaman bir nonkonformist olmuştur.

few and far between

/fjuː ənd fɑːr bɪˈtwiːn/

(idiom) nadir, çok az

Örnek:

Good job opportunities are few and far between in this small town.
Bu küçük kasabada iyi iş fırsatları çok nadir.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren