Avatar of Vocabulary Set C1 - Ne Yersen O'sun!

C1 Seviyesi İçinde C1 - Ne Yersen O'sun! Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'C1 Seviyesi' içinde 'C1 - Ne Yersen O'sun!' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

artichoke

/ˈɑːr.t̬ə.tʃoʊk/

(noun) enginar

Örnek:

She steamed the artichoke until it was tender.
Enginarı yumuşayana kadar buharda pişirdi.

asparagus

/əˈsper.ə.ɡəs/

(noun) kuşkonmaz

Örnek:

She roasted the asparagus with olive oil and garlic.
Zeytinyağı ve sarımsakla kuşkonmazı kavurdu.

basil

/ˈbeɪ.zəl/

(noun) fesleğen

Örnek:

She added fresh basil to the pasta sauce.
Makarna sosuna taze fesleğen ekledi.

bell pepper

/ˈbel ˌpep.ər/

(noun) dolmalık biber

Örnek:

She added sliced bell pepper to the stir-fry.
Tavuk sote yemeğine dilimlenmiş dolmalık biber ekledi.

cauliflower

/ˈkɑː.ləˌflaʊ.ɚ/

(noun) karnabahar

Örnek:

She bought a fresh head of cauliflower for dinner.
Akşam yemeği için taze bir baş karnabahar aldı.

fennel

/ˈfen.əl/

(noun) rezene

Örnek:

Add fresh fennel to the salad for a unique flavor.
Salataya eşsiz bir lezzet katmak için taze rezene ekleyin.

ginger

/ˈdʒɪn.dʒɚ/

(noun) zencefil, kızıl, turuncu-kahverengi;

(adjective) kızıl, turuncu-kahverengi

Örnek:

Add a slice of fresh ginger to your tea for a warming effect.
Isıtıcı bir etki için çayınıza bir dilim taze zencefil ekleyin.

leek

/liːk/

(noun) pırasa

Örnek:

She added chopped leeks to the soup for extra flavor.
Ekstra lezzet için çorbaya doğranmış pırasa ekledi.

okra

/ˈoʊ.krə/

(noun) bamya

Örnek:

We harvested fresh okra from the garden.
Bahçeden taze bamya topladık.

parsley

/ˈpɑːr.sli/

(noun) maydanoz

Örnek:

Chop some fresh parsley for the soup.
Çorba için biraz taze maydanoz doğra.

turnip

/ˈtɝː.nɪp/

(noun) şalgam

Örnek:

She added chopped turnip to the stew.
Yahninin içine doğranmış şalgam ekledi.

thyme

/taɪm/

(noun) kekik

Örnek:

Add a sprig of fresh thyme to the roasted chicken.
Kızarmış tavuğa bir dal taze kekik ekleyin.

lentil

/ˈlen.t̬əl/

(noun) mercimek

Örnek:

She made a delicious soup with red lentils.
Kırmızı mercimekle lezzetli bir çorba yaptı.

baked goods

/ˈbeɪkt ɡʊdz/

(plural noun) unlu mamuller, fırın ürünleri

Örnek:

The aroma of fresh baked goods filled the bakery.
Taze unlu mamullerin kokusu fırını doldurdu.

breadcrumbs

/ˈbred.krʌmz/

(noun) galeta unu, ekmek kırıntıları (web), navigasyon yolu

Örnek:

Roll the chicken in the breadcrumbs before frying.
Tavuğu kızartmadan önce galeta ununa bulayın.

bun

/bʌn/

(noun) çörek, topuz, saç topuzu

Örnek:

She ate a hot cross bun for breakfast.
Kahvaltıda bir hot cross çörek yedi.

barbecue sauce

/ˈbɑːr.bɪ.kjuː ˌsɑːs/

(noun) barbekü sosu

Örnek:

He slathered the ribs with a thick layer of barbecue sauce before grilling.
Izgara yapmadan önce kaburgalara kalın bir kat barbekü sosu sürdü.

fish stick

/ˈfɪʃ stɪk/

(noun) balık çubuğu, balık parmağı

Örnek:

The kids love to eat fish sticks with ketchup.
Çocuklar ketçaplı balık çubukları yemeyi sever.

tofu

/ˈtoʊ.fuː/

(noun) tofu

Örnek:

She added cubed tofu to the stir-fry.
Küp küp doğranmış tofuyu sote yemeğine ekledi.

currant

/ˈkɝː.ənt/

(noun) kuş üzümü

Örnek:

She added currants to the scone mixture.
Çörek karışımına kuş üzümü ekledi.

gooseberry

/ˈɡʊz.bər.i/

(noun) bektaşi üzümü

Örnek:

She made a delicious pie with fresh gooseberries.
Taze bektaşi üzümü ile lezzetli bir turta yaptı.

guava

/ˈɡwɑː.və/

(noun) guava, guava ağacı

Örnek:

She made a delicious jam from fresh guavas.
Taze guavalardan lezzetli bir reçel yaptı.

persimmon

/pɚˈsɪm.ən/

(noun) trabzon hurması, cennet elması

Örnek:

The ripe persimmon was soft and sweet.
Olgun trabzon hurması yumuşak ve tatlıydı.

quince

/kwɪns/

(noun) ayva

Örnek:

She made a delicious quince jelly from the fruit in her garden.
Bahçesindeki meyvelerden lezzetli bir ayva jölesi yaptı.

passion fruit

/ˈpæʃ.ən ˌfruːt/

(noun) çarkıfelek meyvesi, passiflora

Örnek:

She made a delicious dessert with fresh passion fruit.
Taze çarkıfelek meyvesi ile lezzetli bir tatlı yaptı.

kumquat

/ˈkʌm.kwɑːt/

(noun) kamkat

Örnek:

She made a delicious marmalade using fresh kumquats.
Taze kamkatlarla lezzetli bir marmelat yaptı.

lasagna

/ləˈzɑː.njə/

(noun) lazanya

Örnek:

We had delicious lasagna for dinner last night.
Dün gece akşam yemeğinde lezzetli lazanya yedik.

poultry

/ˈpoʊl.tri/

(noun) kümes hayvanları

Örnek:

We raise poultry for both eggs and meat on our farm.
Çiftliğimizde hem yumurta hem de et için kümes hayvanları yetiştiriyoruz.

stew

/stuː/

(noun) güveç, yahni;

(verb) güveç yapmak, yahni yapmak, endişelenmek

Örnek:

She prepared a hearty beef stew for dinner.
Akşam yemeği için doyurucu bir dana güveci hazırladı.

marmalade

/ˈmɑːr.mə.leɪd/

(noun) marmelat

Örnek:

She spread marmalade on her toast every morning.
Her sabah tostuna marmelat sürerdi.

mousse

/muːs/

(noun) mus, saç köpüğü, tıraş köpüğü;

(verb) köpüklemek

Örnek:

She ordered a rich chocolate mousse for dessert.
Tatlı olarak zengin bir çikolatalı mus sipariş etti.

tart

/tɑːrt/

(noun) turta, tart;

(adjective) ekşi, keskin, sert

Örnek:

She baked an apple tart for dessert.
Tatlı için elmalı turta pişirdi.

syrup

/ˈsɪr.əp/

(noun) şurup

Örnek:

She poured maple syrup over her pancakes.
Kreplerinin üzerine akçaağaç şurubu döktü.

vanilla

/vəˈnɪl.ə/

(noun) vanilya;

(adjective) standart, basit

Örnek:

Add a teaspoon of vanilla extract to the cake batter.
Kek hamuruna bir çay kaşığı vanilya özütü ekleyin.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren