Avatar of Vocabulary Set C1 - Bağlantıda Kal!

C1 Seviyesi İçinde C1 - Bağlantıda Kal! Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'C1 Seviyesi' içinde 'C1 - Bağlantıda Kal!' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

browse

/braʊz/

(verb) dolaşmak, göz gezdirmek, incelemek;

(noun) göz gezdirme, dolaşma

Örnek:

I like to browse in bookstores for hours.
Kitapçılarda saatlerce dolaşmayı severim.

disconnect

/ˌdɪs.kəˈnekt/

(verb) bağlantısını kesmek, ayırmak, koparmak;

(noun) kesinti, kopukluk

Örnek:

Please disconnect the printer from the computer.
Lütfen yazıcıyı bilgisayardan ayırın.

navigate

/ˈnæv.ə.ɡeɪt/

(verb) yönlendirmek, seyretmek, ilerlemek

Örnek:

The captain had to navigate the ship through the narrow channel.
Kaptan gemiyi dar kanaldan yönlendirmek zorundaydı.

photobomb

/ˈfoʊtoʊbɑːm/

(verb) fotobomblamak, fotoğrafı bozmak;

(noun) fotobomb

Örnek:

My brother always tries to photobomb our family pictures.
Kardeşim her zaman aile fotoğraflarımızı fotobomblamaya çalışır.

spam

/spæm/

(noun) spam, istenmeyen e-posta, Spam;

(verb) spam göndermek, istenmeyen e-posta atmak

Örnek:

My inbox is full of spam.
Gelen kutum spam dolu.

unblock

/ʌnˈblɑːk/

(verb) engeli kaldırmak, açmak, engellemeyi kaldırmak

Örnek:

Can you help me unblock the drain?
Gideri açmama yardım edebilir misin?

cellular

/ˈsel.jə.lɚ/

(adjective) hücresel, mobil

Örnek:

The human body is made up of trillions of cellular structures.
İnsan vücudu trilyonlarca hücresel yapıdan oluşur.

dead

/ded/

(adjective) ölü, vefat etmiş, kullanılmayan;

(adverb) tamamen, kesinlikle;

(noun) ortası, derinliği

Örnek:

The bird was found dead in the garden.
Kuş bahçede ölü bulundu.

broadband

/ˈbrɑːd.bænd/

(noun) geniş bant;

(adjective) geniş bant

Örnek:

We need a faster broadband connection for our office.
Ofisimiz için daha hızlı bir geniş bant bağlantısına ihtiyacımız var.

call-in

/ˈkɔːlɪn/

(noun) telefon bağlantılı program, telefonla katılım;

(phrasal verb) çağırmak, geri çağırmak

Örnek:

The radio show features a popular call-in segment.
Radyo programında popüler bir telefon bağlantısı bölümü bulunuyor.

cookie

/ˈkʊk.i/

(noun) kurabiye, çerez

Örnek:

She baked a fresh batch of chocolate chip cookies.
Yeni bir parti çikolatalı kurabiye pişirdi.

domain

/doʊˈmeɪn/

(noun) alan, toprak, saha

Örnek:

The king's domain extended across several kingdoms.
Kralın toprakları birkaç krallığı kapsıyordu.

emoji

/ɪˈmoʊ.dʒi/

(noun) emoji, ifade simgesi

Örnek:

She sent a happy face emoji to show her excitement.
Heyecanını göstermek için gülen yüz emoji'si gönderdi.

emoticon

/ɪˈmoʊ.t̬ə.kɑːn/

(noun) ifade, duygu simgesi

Örnek:

She ended her message with a smiling emoticon.
Mesajını gülen bir ifade ile bitirdi.

lol

/lɑːl/

(abbreviation) lol, yüksek sesle gülmek

Örnek:

That joke was so funny, LOL!
O şaka çok komikti, LOL!

omg

/ˌoʊ.emˈdʒiː/

(exclamation) OMG, aman Tanrım

Örnek:

OMG, you won the lottery?
Aman Tanrım, piyangoyu mu kazandın?

payphone

/ˈpeɪ.foʊn/

(noun) jetonlu telefon, kontörlü telefon

Örnek:

I had to use a payphone because my cell phone battery died.
Cep telefonumun şarjı bittiği için bir jetonlu telefon kullanmak zorunda kaldım.

telegraph

/ˈtel.ə.ɡræf/

(noun) telgraf;

(verb) telgraf çekmek, ele vermek, belli etmek

Örnek:

The news was sent by telegraph.
Haber telgrafla gönderildi.

directory

/dɪˈrek.tɚ.i/

(noun) rehber, dizin, katalog

Örnek:

I looked up her number in the phone directory.
Numarasını telefon rehberinden buldum.

keypad

/ˈkiː.pæd/

(noun) tuş takımı, sayısal tuş takımı

Örnek:

He pressed the numbers on the keypad to unlock the door.
Kapıyı açmak için tuş takımındaki numaralara bastı.

extension

/ɪkˈsten.ʃən/

(noun) uzatma, genişletme, eklenti

Örnek:

The company announced an extension of its warranty period.
Şirket garanti süresinin uzatıldığını duyurdu.

fax

/fæks/

(noun) faks, faks makinesi;

(verb) faks çekmek

Örnek:

Please send the report by fax.
Lütfen raporu faks ile gönderin.

intercom

/ˈɪn.t̬ɚ.kɑːm/

(noun) interkom, dahili telefon

Örnek:

Please use the intercom to announce visitors.
Ziyaretçileri duyurmak için lütfen interkomu kullanın.

teleconference

/ˈtel.əˌkɑːn.fɚ.əns/

(noun) telekonferans;

(verb) telekonferans yapmak

Örnek:

We held a teleconference with our team in London.
Londra'daki ekibimizle bir telekonferans düzenledik.

internet of things

/ˈɪntərˌnɛt əv ˈθɪŋz/

(noun) Nesnelerin İnterneti

Örnek:

The smart home system is a great example of the Internet of Things.
Akıllı ev sistemi, Nesnelerin İnterneti'nin harika bir örneğidir.

meme

/miːm/

(noun) meme, kültürel meme, kültürel bilgi birimi

Örnek:

The internet is full of funny memes.
İnternet komik memlerle dolu.

noob

/nuːb/

(noun) çömez, acemi

Örnek:

Don't be such a noob, you'll get better with practice.
Bu kadar çömez olma, pratikle daha iyi olacaksın.

phablet

/ˈfæb.lət/

(noun) phablet

Örnek:

Many users prefer a phablet for its larger screen size, making it easier to read and watch videos.
Birçok kullanıcı, daha büyük ekran boyutu nedeniyle phablet'i tercih ediyor, bu da okumayı ve video izlemeyi kolaylaştırıyor.

selfie

/ˈsel.fi/

(noun) selfie, özçekim

Örnek:

She posted a selfie on Instagram.
Instagram'a bir selfie paylaştı.

vlog

/vlɑːɡ/

(noun) vlog, video blogu;

(verb) vlog çekmek, video blogu yapmak

Örnek:

She posts a daily vlog about her travels.
Seyahatleri hakkında günlük bir vlog yayınlıyor.

weblog

/ˈweb.lɑːɡ/

(noun) weblog, blog;

(verb) weblog yazmak, bloglamak

Örnek:

She started a weblog to share her travel experiences.
Seyahat deneyimlerini paylaşmak için bir weblog başlattı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren