Avatar of Vocabulary Set B2 - Okul için fazla havalı!

B2 Seviyesi İçinde B2 - Okul için fazla havalı! Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'B2 Seviyesi' içinde 'B2 - Okul için fazla havalı!' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

institution

/ˌɪn.stəˈtuː.ʃən/

(noun) kurum, enstitü, gelenek

Örnek:

The university is a highly respected institution.
Üniversite çok saygın bir kurumdur.

grade school

/ˈɡreɪd skuːl/

(noun) ilkokul

Örnek:

My daughter just started grade school this year.
Kızım bu yıl ilkokula başladı.

graduate school

/ˈɡrædʒ.u.ət skuːl/

(noun) lisansüstü okul, yüksek lisans okulu

Örnek:

After college, she decided to attend graduate school to pursue a master's degree in engineering.
Üniversiteden sonra mühendislik alanında yüksek lisans yapmak için lisansüstü okula gitmeye karar verdi.

junior high school

/ˌdʒuː.njɚ ˈhaɪ skuːl/

(noun) ortaokul, junior lise

Örnek:

My daughter is starting junior high school next year.
Kızım gelecek yıl ortaokula başlayacak.

senior high school

/ˌsiː.njər ˈhaɪ skuːl/

(noun) lise, üst lise

Örnek:

My brother is currently attending senior high school.
Kardeşim şu anda liseye gidiyor.

summer school

/ˈsʌm.ər ˌskuːl/

(noun) yaz okulu

Örnek:

My son is attending summer school to catch up on his math.
Oğlum matematik derslerini telafi etmek için yaz okuluna gidiyor.

prom

/prɑːm/

(noun) balo, mezuniyet balosu

Örnek:

She bought a beautiful dress for the prom.
Balo için güzel bir elbise aldı.

enroll

/ɪnˈroʊl/

(verb) kaydolmak, yazılmak, kaydetmek

Örnek:

She decided to enroll in a master's program.
Yüksek lisans programına kaydolmaya karar verdi.

register

/ˈredʒ.ə.stɚ/

(verb) kaydetmek, kayıt altına almak, göstermek;

(noun) kayıt, liste, yazar kasa

Örnek:

You need to register your car with the DMV.
Arabanızı DMV'ye kaydettirmeniz gerekiyor.

dorm

/dɔːrm/

(noun) yurt, yatakhane

Örnek:

The students shared a large dorm on campus.
Öğrenciler kampüste büyük bir yurt paylaştılar.

locker

/ˈlɑː.kɚ/

(noun) dolap, kilitli dolap

Örnek:

He put his books and coat in his locker before class.
Dersten önce kitaplarını ve paltosunu dolabına koydu.

dormitory

/ˈdɔːr.mə.tɔːri/

(noun) yatakhane, öğrenci yurdu

Örnek:

The students shared a large dormitory on campus.
Öğrenciler kampüste büyük bir yatakhane paylaştılar.

roommate

/ˈruːm.meɪt/

(noun) ev arkadaşı, oda arkadaşı

Örnek:

My roommate and I split the rent every month.
Ev arkadaşım ve ben her ay kirayı bölüşüyoruz.

discipline

/ˈdɪs.ə.plɪn/

(noun) disiplin, terbiye, bilim dalı;

(verb) disipline etmek, terbiye etmek

Örnek:

The school has strict discipline rules.
Okulun katı disiplin kuralları var.

major

/ˈmeɪ.dʒɚ/

(adjective) ana, büyük, önemli;

(noun) binbaşı, ana dal, uzmanlık alanı;

(verb) ana dal olarak okumak, uzmanlaşmak

Örnek:

This is a major problem that needs immediate attention.
Bu, acil dikkat gerektiren büyük bir sorundur.

certificate

/sɚˈtɪf.ə.kət/

(noun) sertifika, belge, diploma;

(verb) sertifikalandırmak, belgelemek

Örnek:

She received her birth certificate yesterday.
Dün doğum belgesini aldı.

master

/ˈmæs.tɚ/

(noun) efendi, sahip, hakim;

(verb) ustalaşmak, öğrenmek, üstesinden gelmek;

(adjective) usta, uzman

Örnek:

The master of the house greeted his guests.
Ev sahibi misafirlerini karşıladı.

phd

/ˌpiː.eɪtʃˈdiː/

(abbreviation) doktora, PhD

Örnek:

She is currently pursuing her PhD in astrophysics.
Şu anda astrofizik alanında doktora yapıyor.

postgraduate

/ˌpoʊstˈɡrædʒ.u.ət/

(noun) lisansüstü öğrenci, doktora öğrencisi;

(adjective) lisansüstü, mezuniyet sonrası

Örnek:

She is a postgraduate student researching artificial intelligence.
Yapay zeka üzerine araştırma yapan bir lisansüstü öğrencisidir.

sponsor

/ˈspɑːn.sɚ/

(noun) sponsor, destekçi, garantör;

(verb) sponsor olmak, finanse etmek, desteklemek

Örnek:

The company is a major sponsor of the local charity run.
Şirket, yerel yardım koşusunun ana sponsorudur.

trainee

/ˌtreɪˈniː/

(noun) stajyer, eğitim gören

Örnek:

The new trainee is learning quickly.
Yeni stajyer hızla öğreniyor.

tutor

/ˈtuː.t̬ɚ/

(noun) özel öğretmen, eğitmen;

(verb) ders vermek, eğitmek

Örnek:

My math tutor helped me improve my grades significantly.
Matematik öğretmenim notlarımı önemli ölçüde geliştirmeme yardımcı oldu.

thesis

/ˈθiː.sɪs/

(noun) tez, önerme, doktora tezi

Örnek:

Her main thesis was that the economic crisis was caused by deregulation.
Ana tezi, ekonomik krizin deregülasyondan kaynaklandığıydı.

scholarship

/ˈskɑː.lɚ.ʃɪp/

(noun) bilim, ilim, burs

Örnek:

Her dedication to scholarship was evident in her extensive research.
Bilime olan bağlılığı, kapsamlı araştırmalarında açıkça görülüyordu.

seminar

/ˈsem.ə.nɑːr/

(noun) seminer, toplantı, ders

Örnek:

I attended a seminar on digital marketing.
Dijital pazarlama üzerine bir seminere katıldım.

curriculum

/kəˈrɪk.jə.ləm/

(noun) müfredat, ders programı

Örnek:

The school is revising its curriculum to include more technology courses.
Okul, daha fazla teknoloji dersi eklemek için müfredatını gözden geçiriyor.

optional

/ˈɑːp.ʃən.əl/

(adjective) isteğe bağlı, seçmeli

Örnek:

Attendance at the seminar is optional.
Seminere katılım isteğe bağlıdır.

grade

/ɡreɪd/

(noun) derece, kalite, seviye;

(verb) not vermek, sınıflandırmak, derecelendirmek

Örnek:

This is a high grade olive oil.
Bu yüksek kalitede bir zeytinyağı.

coursework

/ˈkɔːrs.wɝːk/

(noun) ders çalışması, ödev

Örnek:

Students must submit all coursework by the end of the semester.
Öğrenciler tüm ders çalışmalarını dönem sonuna kadar teslim etmelidir.

textbook

/ˈtekst.bʊk/

(noun) ders kitabı, okul kitabı;

(adjective) ders kitabı gibi, örnek

Örnek:

We need to buy a new textbook for our history class.
Tarih dersimiz için yeni bir ders kitabı almamız gerekiyor.

workbook

/ˈwɝːk.bʊk/

(noun) çalışma kitabı, alıştırma kitabı

Örnek:

The students completed the exercises in their math workbook.
Öğrenciler matematik çalışma kitabındaki alıştırmaları tamamladılar.

multiple-choice

/ˌmʌl.tɪ.pl̩ˈtʃɔɪs/

(adjective) çoktan seçmeli, çoktan seçmeli soru

Örnek:

The exam consisted of 50 multiple-choice questions.
Sınav 50 çoktan seçmeli sorudan oluşuyordu.

tutorial

/tuːˈtɔːr.i.əl/

(noun) ders, özel ders, eğitim

Örnek:

I have a math tutorial every Tuesday morning.
Her Salı sabahı matematik dersim var.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren