Avatar of Vocabulary Set B2 - Bu bir Peri Masalı!

B2 Seviyesi İçinde B2 - Bu bir Peri Masalı! Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'B2 Seviyesi' içinde 'B2 - Bu bir Peri Masalı!' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

bewitch

/bɪˈwɪtʃ/

(verb) büyülemek, sihirlemek, hayran bırakmak

Örnek:

The old sorceress tried to bewitch the prince with her dark magic.
Yaşlı büyücü, karanlık büyüsüyle prensi büyülemeye çalıştı.

charm

/tʃɑːrm/

(noun) çekicilik, cazibe, uğur;

(verb) büyülemek, cezbetmek

Örnek:

Her natural charm captivated everyone in the room.
Doğal çekiciliği odadaki herkesi büyüledi.

curse

/kɝːs/

(noun) lanet, beddua, küfür;

(verb) küfretmek, lanet etmek, lanetlemek

Örnek:

The witch put a curse on the prince.
Cadı prense bir lanet okudu.

enchant

/ɪnˈtʃænt/

(verb) büyülemek, cezbetmek, sihir yapmak

Örnek:

The beautiful music enchanted the audience.
Güzel müzik seyirciyi büyüledi.

haunt

/hɑːnt/

(noun) uğrak yeri, mekan, barınak;

(verb) perili olmak, uğramak, rahatsız etmek

Örnek:

The old pub was his favorite haunt.
Eski pub onun favori uğrak yeriydi.

demon

/ˈdiː.mən/

(noun) iblis, şeytan, zalim kişi

Örnek:

Ancient legends speak of powerful demons lurking in the shadows.
Antik efsaneler gölgelerde gizlenen güçlü iblislerden bahseder.

dragon

/ˈdræɡ.ən/

(noun) ejderha

Örnek:

The knight fought bravely against the fearsome dragon.
Şövalye, korkunç ejderhaya karşı cesurca savaştı.

dwarf

/dwɔːrf/

(noun) cüce, cüce yıldız;

(verb) cüceleştirmek, küçük göstermek

Örnek:

The fairy tale featured a friendly dwarf.
Peri masalında dost canlısı bir cüce vardı.

fairy

/ˈfer.i/

(noun) peri, ibne, homoseksüel

Örnek:

The little girl believed in tooth fairies.
Küçük kız diş perilerine inanıyordu.

genie

/ˈdʒiː.ni/

(noun) cin, ruh

Örnek:

Aladdin rubbed the lamp, and a powerful genie appeared.
Alaaddin lambayı ovdu ve güçlü bir cin belirdi.

ghost

/ɡoʊst/

(noun) hayalet, ruh;

(verb) süzülmek, hayalet gibi gitmek, ghostlamak

Örnek:

Many people claim to have seen a ghost in that old house.
Birçok kişi o eski evde bir hayalet gördüğünü iddia ediyor.

giant

/ˈdʒaɪ.ənt/

(noun) dev, büyük şahsiyet, önemli kişi;

(adjective) dev, muazzam, büyük

Örnek:

The fairy tale featured a benevolent giant who helped the villagers.
Peri masalında köylülere yardım eden iyi huylu bir dev vardı.

ghoul

/ɡuːl/

(noun) gulyabani, hayalet, felaket tellalı

Örnek:

The ancient legend spoke of a terrifying ghoul that haunted the old cemetery.
Eski efsane, eski mezarlığı periliyen korkunç bir gulyabaniden bahsediyordu.

goblin

/ˈɡɑː.blɪn/

(noun) cin, hortlak

Örnek:

The children were scared of the goblin in the storybook.
Çocuklar hikaye kitabındaki cinden korktular.

golem

/ˈɡoʊ.ləm/

(noun) golem, aptal, beceriksiz

Örnek:

In the legend, the rabbi created a golem to protect the Jewish community.
Efsaneye göre, haham Yahudi cemaatini korumak için bir golem yarattı.

goddess

/ˈɡɑː.des/

(noun) tanrıça, güzel kadın

Örnek:

Athena was the Greek goddess of wisdom and warfare.
Athena, Yunan bilgelik ve savaş tanrıçasıydı.

leprechaun

/ˈlep.rə.kɑːn/

(noun) cüce, İrlanda cücesi

Örnek:

According to legend, if you catch a leprechaun, he must grant you three wishes.
Efsaneye göre, bir cüce yakalarsan, sana üç dilek hakkı vermek zorundadır.

mermaid

/ˈmɝː.meɪd/

(noun) deniz kızı

Örnek:

The sailor claimed to have seen a mermaid near the coral reef.
Denizci mercan resifinin yakınında bir deniz kızı gördüğünü iddia etti.

monster

/ˈmɑːn.stɚ/

(noun) canavar, ucube, zalim kişi;

(adjective) devasa, muazzam

Örnek:

The child was scared of the monster under his bed.
Çocuk yatağının altındaki canavardan korkuyordu.

nymph

/nɪmf/

(noun) peri, nimf, larva

Örnek:

The ancient Greeks believed in forest nymphs.
Antik Yunanlılar orman perilerine inanırlardı.

ogre

/ˈoʊ.ɡɚ/

(noun) dev, canavar, zalim

Örnek:

The brave knight faced the fearsome ogre in the dark forest.
Cesur şövalye karanlık ormanda korkunç devle karşılaştı.

phoenix

/ˈfiː.nɪks/

(noun) anka kuşu, feniks, Anka kuşu (takımyıldızı)

Örnek:

The legend of the phoenix symbolizes rebirth and renewal.
Anka kuşu efsanesi yeniden doğuşu ve yenilenmeyi simgeler.

siren

/ˈsaɪr.ən/

(noun) siren, femme fatale

Örnek:

The ambulance sped down the street with its siren blaring.
Ambulans, sireni çalarak caddede hızla ilerledi.

sorcerer

/ˈsɔːr.sɚ.ɚ/

(noun) büyücü, sihirbaz

Örnek:

The ancient texts spoke of a powerful sorcerer who could control the elements.
Antik metinler, elementleri kontrol edebilen güçlü bir büyücüden bahsediyordu.

sorceress

/ˈsɔːr.sɚ.əs/

(noun) büyücü kadın, cadı

Örnek:

The evil sorceress cast a powerful spell on the kingdom.
Kötü büyücü kadın krallığa güçlü bir büyü yaptı.

spirit

/ˈspɪr.ət/

(noun) ruh, can, atmosfer;

(verb) gizlice götürmek, yok etmek;

(adjective) canlı, enerjik, cesur

Örnek:

Her brave spirit never gave up.
Cesur ruhu asla pes etmedi.

tooth fairy

/ˈtuːθ ˌfer.i/

(noun) diş perisi

Örnek:

My daughter was so excited when the tooth fairy left her a dollar for her first lost tooth.
Kızım ilk düşen dişi için diş perisi ona bir dolar bıraktığında çok heyecanlandı.

troll

/troʊl/

(noun) trol, internet provokatörü;

(verb) trollemek, provoke etmek

Örnek:

The children read a story about a friendly troll who lived in the forest.
Çocuklar ormanda yaşayan dost canlısı bir trol hakkında bir hikaye okudu.

unicorn

/ˈjuː.nɪ.kɔːrn/

(noun) tek boynuzlu at, tek boynuzlu at (startup)

Örnek:

Children often dream of seeing a real unicorn.
Çocuklar genellikle gerçek bir tek boynuzlu at görmeyi hayal ederler.

voodoo doll

/ˈvuːduː dɑːl/

(noun) vudu bebeği

Örnek:

She claimed someone was using a voodoo doll to curse her.
Birinin onu lanetlemek için bir vudu bebeği kullandığını iddia etti.

werewolf

/ˈwer.wʊlf/

(noun) kurt adam

Örnek:

The villagers feared the werewolf that roamed the forest at night.
Köylüler, geceleri ormanda dolaşan kurt adamdan korkuyordu.

zombie

/ˈzɑːm.bi/

(noun) zombi

Örnek:

The movie featured a horde of flesh-eating zombies.
Filmde et yiyen zombiler sürüsü vardı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren