Avatar of Vocabulary Set A2 - Sinema ve Tiyatro

A2 Seviyesi İçinde A2 - Sinema ve Tiyatro Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'A2 Seviyesi' içinde 'A2 - Sinema ve Tiyatro' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

cinema

/ˈsɪn.ə.mə/

(noun) sinema, film endüstrisi

Örnek:

Let's go to the cinema tonight.
Bu akşam sinemaya gidelim.

movie

/ˈmuː.vi/

(noun) film, sinema

Örnek:

Let's go see a movie tonight.
Bu akşam bir film izleyelim.

theater

/ˈθiː.ə.t̬ɚ/

(noun) tiyatro, sinema, sahne sanatları

Örnek:

We went to the theater to see a new play.
Yeni bir oyun izlemek için tiyatroya gittik.

play

/pleɪ/

(verb) oynamak, canlandırmak, çalmak;

(noun) oyun, piyes, eğlence

Örnek:

The children are playing in the park.
Çocuklar parkta oynuyor.

artist

/ˈɑːr.t̬ɪst/

(noun) sanatçı, icracı

Örnek:

Pablo Picasso was a renowned artist.
Pablo Picasso ünlü bir sanatçıydı.

acting

/ˈæk.tɪŋ/

(noun) oyunculuk, rol yapma;

(adjective) vekaleten, geçici

Örnek:

She decided to pursue a career in acting.
Oyunculuk alanında bir kariyer yapmaya karar verdi.

audience

/ˈɑː.di.əns/

(noun) izleyici, dinleyici, okuyucu kitlesi

Örnek:

The band played to a large audience.
Grup büyük bir izleyici kitlesi önünde çaldı.

role

/roʊl/

(noun) rol, görev

Örnek:

She played the leading role in the new movie.
Yeni filmde başrolü oynadı.

scene

/siːn/

(noun) sahne, olay yeri, olay

Örnek:

The police arrived at the scene of the crime.
Polis olay yerine geldi.

screen

/skriːn/

(noun) ekran, paravan, perde;

(verb) göstermek, yayınlamak, elekten geçirmek

Örnek:

The movie was projected onto a large screen.
Film büyük bir ekrana yansıtıldı.

character

/ˈker.ək.tɚ/

(noun) karakter, huy, rol

Örnek:

He has a strong character.
Güçlü bir karaktere sahip.

director

/daɪˈrek.tɚ/

(noun) direktör, yönetici, yönetmen

Örnek:

The board of directors held their monthly meeting.
Yönetim kurulu aylık toplantısını yaptı.

hero

/ˈhɪr.oʊ/

(noun) kahraman, başrol

Örnek:

He was hailed as a hero for saving the child from the burning building.
Yanan binadan çocuğu kurtardığı için kahraman ilan edildi.

heroine

/ˈher.oʊ.ɪn/

(noun) kadın kahraman, başrol oyuncusu, başrol kadın oyuncusu

Örnek:

She was hailed as a national heroine for her bravery.
Cesareti nedeniyle ulusal bir kahraman olarak selamlandı.

cartoon

/kɑːrˈtuːn/

(noun) çizgi film, animasyon, karikatür

Örnek:

My kids love watching Saturday morning cartoons.
Çocuklarım cumartesi sabahı çizgi filmleri izlemeyi çok sever.

comedy

/ˈkɑː.mə.di/

(noun) komedi, mizah, komedi filmi

Örnek:

The stand-up comedy show was hilarious.
Stand-up komedi gösterisi çok komikti.

detective story

/dɪˈtek.tɪv ˌstɔːr.i/

(noun) dedektif hikayesi, polis romanı

Örnek:

She loves reading classic detective stories by Agatha Christie.
Agatha Christie'nin klasik dedektif hikayelerini okumayı sever.

drama

/ˈdræm.ə/

(noun) drama, oyun, heyecan

Örnek:

She loves watching historical dramas on TV.
Tarihi dramaları televizyonda izlemeyi sever.

fantasy

/ˈfæn.tə.si/

(noun) fantazi, hayal gücü, fantazi türü;

(verb) hayal kurmak, düşlemek

Örnek:

He spent his days lost in fantasy.
Günlerini hayal dünyasında kaybolmuş olarak geçirdi.

horror

/ˈhɔːr.ɚ/

(noun) dehşet, korku, iğrenme

Örnek:

She screamed in horror as the monster appeared.
Canavar ortaya çıktığında dehşetle çığlık attı.

ending

/ˈen.dɪŋ/

(noun) son, bitiş, ek

Örnek:

The movie had a surprising ending.
Filmin şaşırtıcı bir sonu vardı.

adventure story

/ədˈven.tʃər ˌstɔː.ri/

(noun) macera hikayesi

Örnek:

He loves reading adventure stories about pirates and hidden treasures.
Korsanlar ve gizli hazinelerle ilgili macera hikayeleri okumayı sever.

science fiction

/ˈsaɪəns ˌfɪkʃən/

(noun) bilim kurgu

Örnek:

I love reading science fiction novels, especially those about space exploration.
Bilim kurgu romanları okumayı severim, özellikle uzay keşfiyle ilgili olanları.

documentary

/ˌdɑː.kjəˈmen.t̬ɚ.i/

(noun) belgesel;

(adjective) belgesel

Örnek:

We watched a fascinating documentary about ancient Egypt.
Antik Mısır hakkında büyüleyici bir belgesel izledik.

hollywood

/ˈhɑː.li.wʊd/

(noun) Hollywood, Amerikan film endüstrisi

Örnek:

Many aspiring actors move to Hollywood to pursue their dreams.
Birçok hevesli oyuncu hayallerini gerçekleştirmek için Hollywood'a taşınır.

review

/rɪˈvjuː/

(noun) gözden geçirme, değerlendirme, eleştiri;

(verb) gözden geçirmek, değerlendirmek, eleştirmek

Örnek:

The company conducted a performance review for all employees.
Şirket tüm çalışanlar için bir performans değerlendirmesi yaptı.

performance

/pɚˈfɔːr.məns/

(noun) performans, icraat, gösteri

Örnek:

The performance of the new engine is impressive.
Yeni motorun performansı etkileyici.

festival

/ˈfes.tə.vəl/

(noun) festival, şenlik

Örnek:

The town celebrates a summer festival every year.
Kasaba her yıl bir yaz festivali kutlar.

award

/əˈwɔːrd/

(noun) ödül, mükafat;

(verb) ödüllendirmek, vermek

Örnek:

She received an award for her outstanding performance.
Üstün performansı için bir ödül aldı.

celebrity

/səˈleb.rə.t̬i/

(noun) ünlü, şöhret, meşhur

Örnek:

The red carpet was filled with Hollywood celebrities.
Kırmızı halı Hollywood ünlüleriyle doluydu.

entertainment

/en.t̬ɚˈteɪn.mənt/

(noun) eğlence, keyif

Örnek:

The concert provided great entertainment for everyone.
Konser herkese harika bir eğlence sundu.

act

/ækt/

(verb) hareket etmek, davranmak, oyunculuk yapmak;

(noun) eylem, davranış, yasa

Örnek:

It's time to act.
Harekete geçme zamanı.

perform

/pɚˈfɔːrm/

(verb) gerçekleştirmek, yapmak, icra etmek

Örnek:

The surgeon will perform the operation tomorrow.
Cerrah yarın ameliyatı gerçekleştirecek.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren