Avatar of Vocabulary Set Medya ve İletişimin Tanımlayıcı Terimleri

Medya İçinde Medya ve İletişimin Tanımlayıcı Terimleri Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Medya' içinde 'Medya ve İletişimin Tanımlayıcı Terimleri' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

broadband

/ˈbrɑːd.bænd/

(noun) geniş bant;

(adjective) geniş bant

Örnek:

We need a faster broadband connection for our office.
Ofisimiz için daha hızlı bir geniş bant bağlantısına ihtiyacımız var.

live

/lɪv/

(verb) yaşamak, ikamet etmek, sürdürmek;

(adjective) canlı, naklen, elektrikli;

(adverb) canlı, naklen

Örnek:

She hopes to live a long and happy life.
Uzun ve mutlu bir hayat yaşamak istiyor.

offline

/ˌɑːfˈlaɪn/

(adjective) çevrimdışı, bağlantısız;

(adverb) çevrimdışı

Örnek:

The system is currently offline for maintenance.
Sistem şu anda bakım için çevrimdışı.

online

/ˈɑːn.laɪn/

(adverb) çevrimiçi, internet üzerinden;

(adjective) çevrimiçi, dijital

Örnek:

I bought the book online.
Kitabı çevrimiçi satın aldım.

fixed-line

/ˈfɪkst.laɪn/

(adjective) sabit hat, sabit telefon

Örnek:

Many homes still rely on fixed-line phones for reliable communication.
Birçok ev güvenilir iletişim için hala sabit hat telefonlarına güveniyor.

on-air

/ˌɑːnˈer/

(adjective) yayında, canlı

Örnek:

The show went on-air at 7 PM.
Gösteri saat 19:00'da yayına girdi.

on camera

/ɑːn ˈkæm.rə/

(phrase) kamera önünde, yayında

Örnek:

The politician refused to comment on camera.
Siyasetçi kamera önünde yorum yapmayı reddetti.

multichannel

/ˌmʌl.tiˈtʃæn.spə/spl/

(adjective) çok kanallı

Örnek:

The company adopted a multichannel approach to reach more customers.
Şirket, daha fazla müşteriye ulaşmak için çok kanallı bir yaklaşım benimsedi.

terrestrial

/təˈres.tri.əl/

(adjective) karasal, dünyevi;

(noun) dünyalı, karasal canlı

Örnek:

Terrestrial life forms are abundant on our planet.
Karasal yaşam formları gezegenimizde bol miktarda bulunur.

editorial

/ˌed.əˈtɔːr.i.əl/

(noun) başyazı, editoryal;

(adjective) editoryal, başyazı ile ilgili

Örnek:

The newspaper published an editorial criticizing the new policy.
Gazete, yeni politikayı eleştiren bir başyazı yayımladı.

newsworthy

/ˈnuːzˌwɝː.ði/

(adjective) haber değeri olan, haberlik

Örnek:

The discovery of the ancient artifact was highly newsworthy.
Antik eserin keşfi oldukça haber değeri taşıyordu.

above-the-fold

/əˌbʌv ðə ˈfoʊld/

(adjective) sayfa katlama çizgisinin üstünde, görünür alan

Örnek:

The most important news stories are always placed above-the-fold.
En önemli haberler her zaman sayfa katlama çizgisinin üstünde yer alır.

below-the-fold

/bɪˌloʊ ðə ˈfoʊld/

(adjective) katlama çizgisinin altında, ekranın alt kısmında

Örnek:

Make sure important information is not below-the-fold on your website.
Önemli bilgilerin web sitenizde katlama çizgisinin altında olmadığından emin olun.

front page

/ˈfrʌnt ˌpeɪdʒ/

(noun) ön sayfa, manşet

Örnek:

The scandal made it to the front page of every major newspaper.
Skandal, her büyük gazetenin ön sayfasına çıktı.

viral

/ˈvaɪ.rəl/

(adjective) viral, hızla yayılan

Örnek:

The doctor diagnosed a viral infection.
Doktor viral bir enfeksiyon teşhis etti.

real-time

/ˈriː.əl.taɪm/

(adjective) gerçek zamanlı, anlık

Örnek:

The system provides real-time updates on stock prices.
Sistem, hisse senedi fiyatları hakkında gerçek zamanlı güncellemeler sağlar.

free-to-air

/ˌfriː.təˈer/

(adjective) şifresiz, ücretsiz

Örnek:

Many sports events are available on free-to-air television.
Birçok spor etkinliği şifresiz televizyonda mevcuttur.

commercial

/kəˈmɝː.ʃəl/

(adjective) ticari, kâr amaçlı;

(noun) reklam, ticari reklam

Örnek:

The city is a major commercial center.
Şehir büyük bir ticari merkezdir.

spammy

/ˈspæm.i/

(adjective) spam, istenmeyen, rahatsız edici

Örnek:

I keep getting spammy emails in my inbox.
Gelen kutuma sürekli spam e-postalar geliyor.

busy

/ˈbɪz.i/

(adjective) meşgul, yoğun, karmaşık;

(verb) meşgul etmek, oyalamak

Örnek:

I'm too busy to talk right now.
Şu an konuşamayacak kadar meşgulüm.

cellular

/ˈsel.jə.lɚ/

(adjective) hücresel, mobil

Örnek:

The human body is made up of trillions of cellular structures.
İnsan vücudu trilyonlarca hücresel yapıdan oluşur.

dial-up

/ˈdaɪəl.ʌp/

(noun) çevirmeli ağ, çevirmeli bağlantı;

(adjective) çevirmeli ağ, çevirmeli

Örnek:

In the early days of the internet, most people used dial-up connections.
İnternetin ilk zamanlarında çoğu kişi çevirmeli ağ bağlantıları kullanıyordu.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren